İlham Veren Kadınlar'la Röportajlar – Ayşe TUNCÖZ

15
88
Blog dünyasına girdiğimden beri takip ettiğim www.duygusalzeka.blogspot.com blogunun sahibi Ayşe Tuncöz geçtiğimiz günlerde sağlıklı, diyet  yemeklerin yer aldığı bir kitap çıkarttı. Kendisini blogundan ve instagramdan yakınen takip ettiğim için kitap yazma sürecini biliyor ve çok takdir ediyordum. Kitabı şu an AMAZON’da çok satanlar listesinde. Kendisine bir mesaj atarak ünlü olmadan önce benimle röportaj yapmasını istedim. Sağolsun beni kırmadı ve mail yoluyla gönderdiğim sorularımı cevapladı. Bundan sonra blogumda “İlham Veren Kadınlar’la Röportajlar”  yapmak istiyorum ve ilk konuğum Ayşe TUNCÖZ. Ben cevaplarını ve hikayesini severek okudum. Umarım sizde seversiniz. Bir çok kadına ilham vermesini diliyorum. Yolun açık olsun Ayşe. 


*Ayşeciğim
seni ilk olarak bloglarda keşfettim. Samimi dilin ve eğlenceli yazım tarzın
bağımlılık yaptı bende ve seni  hep takip
ettim . Daha sonra instagram furyası başladı . Seni instagramdan da takip
ediyorum. Samimi ve espirili paylaşımlarını çok seviyorum.  Seninle röportaj yapmak istememin sebebi  yeni çıkardığın sağlıklı yemek tarifleri
kitabın. Süreci yakından takip ettiğimi söyleyebilirim bu yüzden  ne kadar emek verdiğini biliyorum. Öncelikle  seni tebrik ediyorum. Ünlü olmadan ilk
röportajı ben yapayım dedim:))) Sonra bize sıra gelmeyebilir. Sen benim için
rol model bir kadınsın. Diğer kadınlar için de ilham vermeni istiyorum.
Hikayeni bize anlatır mısın?  Öncelikle
bize kendini tanıtır mısın?
Cok tesekkür ederim Kadriye’cigim. Su an bu yazdiklarini
okurken yüzümde garip bir gülümseme var, niye biliyor musun? Icimden “Bu
anlattigi kadin gercekten ben miyim? ‘Röportaj… Ünlü… Rol model… Falan’,  kim bu la?“ diye geciyor.
J
O kadar hızlı gelişti ki olanlar, hala şaşkınım ve inanamıyorum. Bir buçuk sene
öncesi bana birisi “Ayşe, seneye sonbaharda bir kitabın çıkacak ve Jamie
Oliver’le yanyana birincilik için kapısacaksınız” deseydi  “Hadi lennn” derdim
J

Benim kitap hikayem söyle: Ben 50 yaşındayım ve 47
yıldır Almanya’da yaşıyorum. Gelişimi hatırlamıyorum bile. İki oğlum var,
evliyim. 24 yıldır bir çocuk hastanesinin psikiyatri bölümünde hemşire olarak çalışıyorum. Uzun yıllardan beri – bir çok kadın gibi- fazla kilolarla
savaşmaktayım. Bir alıp, bir veriyorum. Geçen sene yaza doğru  dünyaca ünlü Weight Watchers zayıflama
programına üye oldum. Online Community’sine katıldım, yani çok fazla sayıda
üyesi olan, herkesin bir sürü paylaşımlarda bulunduğu , çok hareketli bir forum.
Benim su an itibariyle 16.000’in üzerinde takipçim var orada (ama en az 4/1’i balon
tabii, internet platformlarının çoğunda olduğu gibi)
J.
Geçen sene, henüz oraya yeni katıldığımda, o programın sunduğu yemekleri
denemeye başladım. İyi güzel de, bir süre sonra Lazanyalar, çesit çesit Alman
yemekleri yedikten sonra bir Türk olarak, “Yav yeter, nerde benim kuru
fasulyem, kapuskam, dönerim, böreğim , kısırım” demeye başladım. Sonra dedim
ki, “Yav ne dert ediyorsun, gir Amazona, az kalorili diyet Türk yemekleri
içeren bir kitap al olsun bitsin.”
Yani yanında kalorisi yazan, tüm yemeklerimizin
diyet versiyonları olan, diyet yaparken ya da daha sağlıklı beslenmek isterken
kullanabileceğimiz  bir yemek kitabi
aradım ama nafile. Bir tane bile bulamadım. O zaman iş başa düştü tabii ve tüm
sevdiğim, her zaman yediğim yemekleri daha hafif şekilde pişirip, hepsinin
kalori miktarını yazdım kendim için. Şekersiz tatlılar, az yağlı, az kalorili
yemekler pişirmeye başladım ve bunlardan arada o platformda paylaşıyordum,
belki benim gibi başka Türkler de vardır , sevinir  ve belki bu tarifleri beğenen Almanlar da
olur diye.
(Bu arada bu yemeklerle 14 kiloya yakın vermiştim
ama daha sonraları kitap stresiydi, tatildi, şuydu buydu derken biraz boşladım
yine ve kiloların bir çoğunu almıştım, şu an yine devam ediyorum vermeye. Bir
10-15 kilo daha gitmesi lazım)
Tarifleri yayınladıkça çok olumlu tepkiler
alıyordum. Daha fazla tarif istiyorlardı, ben de kendim için pişirip
yediklerimi onlarla paylaşıyordum sürekli. En sonunda “Nolur bunları artık bir
kitapta topla, cep telefonlarımızın hafızalari doldu artık screenshot
yapmaktan” diyenler coğaldı. Gülüp geçtim, hiç ciddiye almadım. Takipçi sayım
ve onların bu kitap isteği arttıkça (aylar sonra), “Acaba mı? Denesem mi? Olur
mu ki? Nasıl olur ki?” diye düşünmeye başladım. Öncelikle fotoğraf sorunu
vardı. Ben hayatında sadece cep telefonuyla fotoğraf çeken, kameradan falan hiç anlamayan biri olarak nasıl çekecektim ki bu fotoğrafları? Çünkü çok iyi olması gerekiyordu resimlerin ve Food fotography öyle hafife alınacak bir şey değildi, çok zordu. Fotografçı tutsam hem nasıl ödeyecektim onca işi, hem de ortak boş zamanlarımızı nasıl denk getirecektik. Onca yemekler için her gün saatlerce
benim evde vakit geçirmesi gerekecekti. Bu durumda bizim kitap yıllar sürerdi.
Mutlaka kendim çekmeliydim fotoğrafları. Cesaret edip
gerekli tüm aletleri, ekipmanı aldım. Bir fotoğraf kursuna, yani sizin
Türkiye’de “Workshop”mu deniliyordu?;) Ona yazıldım, bir kaç hafta orada
kamerayı kullanmayı, fotoğraf çekmenin önemli püf noktalarını  ve gerekli bilgilerini öğrendim az çok (Çok
detaylı olarak hala bilmiyorum he!). Food fotography ile ilgili kitaplar aldım,
videolar izledim, sürekli araştırdım, öğrendim, denedim.
Sonra uzman bir kisiyle birlikte yayın evleri için
hazırlanması gereken, burada “Exposé” dediğimiz dosyayı hazırlayıp üç tane
yayın evine yolladım. Birinden hiç cevap almadım, ikisinden red cevabı aldım.
Gerekçekleri ise şöyleydi:”Böyle bir kitabın yeterince alıcısı olacağını düşünmüyoruz.”
Ama ben düşünüyordum. Geçerli sebeplerim vardiJ
O yüzden hiç umudumu kırmayıp yoluma devam ettim.
Sonra biraz değişik, çok ufak, tek kişilik bir yayın
eviyle anlaştım (kitap çıkana kadar yaptığı hizmetin ücretini alıyor ama ondan
sonra çekiliyor ve kitabın tüm hakları sizde kalıyor. Tüm kazancı da. Tabii
kitabın dağıtımıyla bizzat kendiniz ilgilenmek istemiyorsanız benim gibi, çünkü
bu müthiş zor, hatta imkansız. Amazon kitap fiyatından %55 kesiyor kendine
bunun için. (Evet , bence de “Oha!”)
J  Tüm yemekleri pişirip kendim fotoğraflarını çektim, tarifleri ve her yemeğin dijital dosyalarını hazırladım, yayın evine
yolladım. Kitabın içine, uzun yıllardır Alman blogumda yazdığım komik ve
eğlenceli yazılarımdan, hikayelerimden de kattım 20 tane ve 13 Ekim 2017’de,
yani 6 gün önce satışa çıktı. Gerisini biliyorsun
J (Cok uzun oldu,
kusura bakma)

*Kitap
yazma yolculuğunda karşılaştığın engeller, bu sorunlarla nasıl başa çıktın,
nasıl vazgeçmedin mesela?
Tek tük moral bozanlar insanlar ya da yayın
evlerinden aldığım olumsuz cevaplar oldu ama benim hedefim belliydi. Ben böyle
bir kitabın daha önce hiç piyasada olmadığından ve böyle bir kitabı ne kadar çok
arzulayan, bekleyen kadınların (hatta erkeklerin) olduğunu bildiğimden, bizzat şahit olduğumdan dolayı (özellikle o forumda) bu kitabı yapmam gerektiğine çok
inandım. Onların da bu inancı ve sonsuz destekleri , “Ayşe yapmalısın,sana çok
inanıyoruz, güveniyoruz, tariflerini ve yazılarını çok seviyoruz, hepimiz
istiyoruz, bekliyoruz, alacağız” demeleri benim en büyük güç ve motive kaynağım
oldu. Bunu sürekli yaptılar. Yoksa ben çoktan atmıştım belkide havluyu. Fena
gaza geldim yani
J (Kitabımı onlara ithaf ettim bu arada.
Hak ettiler. Okuyunca çok duygulandılar hepsi)
J
*Blog
yazmak ya da kitap yazmakta ki amacın ne? İnsanlara ne anlatmak istiyorsun?
Tabii öncelikle Türk yemeklerinin öyle sanıldığı gibi çok ağır, çok kalorili değil, böyle hafif de olabileceğini, diyet
yaparken, zayıflarken ya da fit kalmak isteyince de her yemekten, tatlıdan
yenilebileceğini göstermek istedim. Ve gösterdim sanırım
J
Kitabımın arka kapağında, tariflerimi pişirenler,
beni uzun zamandır takip edenler ve yemek kursuma katılanların yorumları var.
Onlardan bir tanesi Türk (canım Pınar’ım, 30 kilo verdi kendisi) diyor ki:”Kilo
verirken dayanma gücümün önemli bir kısmını Ayşe’nin tariflerine borçluyum. Çünkü onun sayesinde o çok sevdiğim memleket yemeklerimden ve tatlılarından
mahrum kalmak zorunda kalmadım hiç.”
Ayrıca ben gülmeyi ve güldürmeyi, insanlara pozitif şeyler sunmayı çok seven biriyim. Yeterince sorunumuz derdimiz var zaten günlük
hayatta, hepimizin. Bari benim bloguma girip baktıklarında yüzlerinde bir
tebessümle ayrılmalarını istedim hep.
Kitapta da böyle. O yüzden kitabın ikinci kısmına
eğlenceli yazılarımdan da ekledim. Sadece “Gülerken düşündürmek” değil, yemek
yedirirken eğlendirmek de istedim
J
Bir de ben geçen sene tam da böyle bir kitap
aramıştım yana döne. Bulamayınca o kitabı kendim yapmış oldum. Önce kendi işime
yaradı yani
J
*
Daha başka projelerin var mı? Bir kitap daha yazmak mesela. Ya da bildiğim
kadarıyla yemek work shopları yapıyorsun. Bunları arttırmak, televizyon programı
yapmak gibi mesela?

İkinci kitabı soran çok oluyor şimdiden. Bu bana hep
yeni doğum yapmış bir kadına, “İkinci bebeği de yap hemen lütfen” demeleri gibi
geliyor, “Amannn” diyorum, “Bana sakın ikinci kitaptan bahsetmeyin şu an. Yeni
kendime gelmişim zaten.”
J Feci zor, zahmetli ve yorucu bir
dönemdi gerçekten…
Burada “Kochkurs”, yani yemek kursu dediğimiz
kurslar veriyorum Almanlara (Türkler bile katılıyor). Bu fikir ve talep de
onlardan gelmişti. Almanya’nın dört bir tarafına gidiyorum bu kurslar için.
Aralık ayına kadar Frankfurt’ta ve Stuttgart’ta 5 kurs var, hepside dolu. Daha
sonra Münih, Berlin, Köln, Hamburg diye çok çesitli şehirlerde devam edecek
inşallah. Televizyonla ilgili herhangi bir şeyler, herhangi teklifler gelir mi
bilmiyorum ama yapmak isteyeceğimi hiç sanmıyorum. Hiç uğraşamam (tırsarım)
J
Yemek kurslarım ve imza günlerim bana yeter de artar bile.
Ama elimi ayağımı öpüp yalvarırlarsa n’olur gel yap
diye, odama beyaz orkideler, havyarlar, pembe puantiyeli terlikler, az
magnezyumlu sodalar koyarlarsa düşünebilirim.
Şaka la Şaka. 
Hiç işim olmaz:D
*En
çok merak ettiğim şeylerden bir tanesi de kitap yazma isteğini insanlara
söylediğinde tepkileri ne oldu? Ben çoğu kişinin sana destek olduğunu biliyorum
ama köstek olanlar da olmuştur. En çok onlarla nasıl mücadele ettiğini ya da
onlara kulaklarını tıkayıp yoluna nasıl devam ettiğini merak ediyorum? Çevremde
görüyorum bizim toplumumuzda maalesef bu var. Bir şeyler yapmak isteyeni
ayaklarından aşağı çekmeye çalışırız. Bu sana da oldu mu?
Ben bu kitap olayından insanlara bahsetmeye
basladığımda, hatta son zamana kadar kimse bu işten bir mok olacağını düsünmediğinden eminim
J Ya da cok az kişi inandı diyeyim. İnanmis
gibi görünenler de içinden hep “Yav he he…” dediklerinden de eminim. Ama bunu
hiç yadırgamıyorum. Bu çok ciddi ve önemli bir girişim, milyonlarca kitap var
piyasada, başarılı olan çok az. Kaldı ki benim gibi bu konularda hiç tecrübesiz
biri mi başarılı olacak? İnanmak gerçekten çok güç bir şey ve şüphe duyan
insanları çok iyi anlıyorum ben. Ama kırıcı olmamak lazım sadece. Ve bazen bazı şeyler insanı daha da kamçılar ya hani? Belki bende de öyle oldu.
Hiç unutmuyorum, Alman “arkadaşın” biri şöyle
demişti ilk başlarda: “Fotoğraf çekmekten hiç anlamıyorsun ve kitaptaki tüm
fotoları kendin çekeceksin öyle mi? Kusura bakma ama ben hobi olarak yapıyorum
fotoğrafcılığı ve yemek fotoları çekmenin ne kadar zor olduğunu biliyorum. Senin
de bunu başarabileceğinden çok şüpheliyim. Yapabilirsen çok şaşarım doğrusu.”
Halbuki bana, “Çok zor bir şeye karar vermişsin ama
iyi bir Workshop’a katılırsan, bu işin kursuna gidersen, öğrenirsen
başarabilirsin. Bunu yapabilmeni çok isterim en azından.” diyebilirdi. Yani ben
olsam böyle derdim. Bu kişiyle görüşmüyorum o günden beri ve bu kitabın
Bestseller olduğunu, Amazonda kitabın altındaki onca pozitif yorumları okuduğunda ki yüz ifadesini görmeyi çok isterdim aslında
J
Ama bu tarz seylere hep hazır olmak ve çok da kafaya
takmamak lazım. Her insan iyi niyet ve empati duygusuyla yeterince donanmamış maalesef. Yapıcı, samimi ve iyi niyetli eleştirilere ise her zaman can kurban.
Ya sahi, doğarken seri üretim şeklinde, apandist
gibi gereksiz şeylerle donanmış tabanlı cihaz gibi geliyor insan dünyaya. Peki
niye azıcık da olsa bir empati duygusu, bir duyarlılık, bir insaniyet gibi çok
daha önemli özellikleri yerleştirmiyor yaradan insanın sistemine? Tövbe
estağfurullah, şimdi çarpılacam
J

*Hayat
felsefeni 2-3 cümleyle söyleyebilir misin?
İki tane hayat felsefem var benim, olur mu? J
Klasik belki ama bu sözleri çok benimserim ben:
1.Yaşa ve yaşat.
2. Kendine nasıl davranılmasını istiyorsan,
başkalarına da öyle davran.
*Hayalleri
olan kadınlara ne söylemek istersin?

Bu konuda “hayallerinin peşinden git, ne olursa
olsun, kimseyi takma” gibi klasik şeyler söyleyemeyeceğim. Belki biraz daha
gerçekçi düşünen biriyim, belki bazılarını hayal kırıklığına uğratacağım ama… Çünkü bu gibi konularda sadece kendin bir şeye çok inanman yetmiyor. Sen hiç inanmadan, sadece başkalarının sana inanması da yetmiyor. Her ikisi de olmalı yeterince. Ama her iki tarafın da buna inanması için çok yeterli gerekçelerin
olmalı.
Bana yıllarca Alman blogumda falan, “Çok eğlenceli
yazıyorsun, kitap yaz, kitap yaz” diyenler çok oldu. Onca yıl – cok samimi
söylüyorum- zerre kadar ciddiye almadım bu sözleri. Asla kitap yazabilecek kapasiteye
sahip olduğuma inanmıyordum ve hala inanmıyorum. Yemek kitabı ayrı bir şey ve
içine bir kaç eğlenceli yazılarımı serpiştirdim , o kadar. Edebi değeri yüksek “İyi
bir kitap/roman” iddiası olmayan bir kitap yani ben
imkisi, o yüzden cesaret
ettim. Eğlenceli bir kaç yazı içeren bir yemek kitabı hazırladım sadece ama ben
bir yazar değilim. Çünkü çok büyük saygım var yazarlığa ve kitaplara. Öyle her
orada burada, genelde vasat sesiyle şarki söyleyene “sesin çok güzel, kaset
yapsana” demelerini ve o insanları buna inandırmalarını hiç doğru bulmadığım
gibi (yani gerçekten çok olağanüstü değilse), bloglarda benim gibi kakara
kikiri yazılar yazanlara “kitap yazsana” demeyi de ciddiye almam. Bazıları yıllarca gerçekten boş bir hayalin peşinden koşup, gereksiz yere zamanlarını ve
paralarını harcarlar, yazık günah. Böyle şeyleri her diyene inanmamak lazım.
Kendi kapasitesinin farkında olmak çok önemli.
Ve kapasitenize göre işler yaparsanız başarılı olabilirsiniz ancak. Gerçi Türkiye’de ne sesi ne de başka bir ciddiye alınacak
hüneri olmayanlar da ünlü olabiliyor ama ünlü olmak başka, saygı değer, ciddiye
alınacak başarılı işler yapmak başka.
Yani hayalleri olan kadınlar çok inansınlar
kendilerine ve hayallerine, evet, bu çok önemli ama zerre kadar umut yoksa
hayallerine kavuşmaya ve bu hayallerini besleyen, peşinden gitmelerine sebep
olan ciddi bir umut kaynağı yoksa boşuna ugraşmasınlar derim. Zamanlarına ve
paralarına yazık. Ama mucizeler de yok değil hayatta bazen tabii.
Geçenlerde instagram da çok etkilendiğim ve aslında
kendimde bizzat yaşadığımı hissettiğim bir söz paylaşmıştım. Onunla bitirmek
istiyorum bu söyleşiyi:
“Mucize, enerjilerinizi korkularınıza değil,  rüyalarınıza verdiğiniz zaman başlar.”
Herkesin tüm hayallerinin gerçek olmasını, mucize
gibi görünen şeylerin dahi bir gün gerçekleşmesini yürekten diliyorum.
Benimle bu –uzaktan da olsa- yapmak istediğin söyleşi
için, bana verdiğin bu desteğin ve ilgin-alakan için, beni o güzel blogunda
paylaşmaya değer  gördüğün için çok çok
teşekkür ediyorum Kadriye’ciğim.

Ay, kendimi bir şey bile sandım bir ara, öperim çok;)
———————————-

Ayşenin kitabı :

15 YORUMLAR

  1. Ne güxel yapmışsın bu röportajı Kadriyeciğim. Canım Ayşemin hikâyesi birilerine daha dokunup etkiler belki.

    Kitabın harika olacağını biliyordum zaten, yapan kadın harika çünkü.

  2. Kadriye'cim, gercekten cok mutlu oldum böylesi güzel ve degerli bir röportaj dizisinde ilk bana yer verdigin icin. Cok keyifliydi benim icin de, tekrar cok tesekkürler:)

  3. Nasıl güzel birşey yapmışsın Kadriye. Hem yazı dizin hem de Ayşeciğimizi ilk konuk olarak alman şahane olmuş.
    Geçen yaz Ayşe ile buluştuğumuzda her kitap dediğinde yüzü aydınlanıyordu, gözlerinin içi gülüyordu. Ve o kadar istiyordu ki….
    O zaman da çok inanmıştım başaracağına, şimdi de inanıyorum çok başarılı olacağına.
    Sevgi katıyor Ayşe çünkü…
    İçine sevgi katılan her şey çok başarılı olur ♥

    İkinizi de kocaman öpüyorum ♥

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz