Hiçbirşey Satın Almadan Yaşayabilir miyiz ki?

18
121
Hiçbir Şey Satın
Almadan Yaşayabilir miyiz ki?

Öyle kızgınım ki
şu an baldan tatlı öfkemle yemin edebilirim “hiç bir şey satın almadan
yaşayacağım” a. Mağazalara girdiğiniz satış elemanları kırk takla atarlar
satış yapmak için ama olurda değiştirmeniz gerekir bir ürünü “ay yok siz
bunu kullanmışsınız, yok şurasında bu var, burasında şu var, yok kullanıcı
hatası vb….” bahanelerle değiştirmeyip sizi çileden çıkarmak için
ellerinden geleni yaparlar. Dersiniz ki “gerçekten kullanmadım”
neredeyse yemin eder yalvarırsınız kendinize inandırmak için. Tamam belki yalan
söyleyen insanlar vardır ama ben 3-5 kuruş para için dürüstlüğümün
sorgulanmasına dayanamam.Kızılay Atatürk Bulvarı’nda bulunan Pino mağazasına
girmek gafletinde bulunmuştum geçen hafta. Göz kalemi almıştım ama
denememiştim. Eve gelip denediğimde yakışmadığını düşünüp değiştirmeye
gittiğimde satıcıların davranışlarından çok rahatsız oldum. İnandıramadım
arkadaş . Kullanmadığıma inanmadılar resmen ve satarken gülücükler saçan o
satıcı kızlar ve kasada duran bey bir nemrut bir sorgulayıcı bakışlar ki
sormayın.Hatta dedim ki “tester kalemlerden de farklı renkle
değiştirin”, onu bile kabul etmediler. Bende bıraktım kalemi çıktım.
Kullanmayacağım bir kalemi ne yapayım ki? Genelde satış işinde çalışan
insanların işlerinin zor olduğunu düşünüp anlayışlı davranmaya ekstra çaba
gösteririm ama gerçekten haketmedikleri bir nezaketle davrandığımı düşünüyorum
artık. Aldığım ürünü değiştirmeyi hiç sevmem zaten . Kim sever ki “eve
gideyim sonra beğenmeyip kapris yapayım” diyen yoktur zannımca. Satıcıların
bu davranışlarını şikayet edebileceğimiz yerler olmalı bence. Resmen saldırgan
davranışlarla satış yapıyorlar ve buna hakları yok. Baattin ne güzel özetlemiş
aslında:)

baaddin pıçak karikaturleri


Bugün bu olayın
ardından “hiç bir şey almayacağım” diye düşünürken bir yıldır hiçbir
şey satın almayan bir kadının hikayesiyle karşılaştım . Evrene gönderdiğim
elektirik cevap verdi bana:)
İdolümsün Sayın
Selma Hekim:)

“Bir yıldır
hiçbir şey satın almayan Selma Hekim ile tanışın
Deniz Aytekin
Dünyanın dört bir tarafında, özellikle
Amerika ve Avrupa’nın büyük şehirlerinde tüketme üzerine kurulu dünya düzenine
kafa tutan örnekler görmeye alıştık artık. Çöp atmayan restoranvejetaryen şehirhava temizleyen kaldırım gibi aykırılığı
ile gezegene yarar sağlayan örneklerle eskiye göre daha çok karşılaşıyoruz.
Peki İstanbul’da, burnunuzun dibinde bir yıldır hiçbir şey satın almayan biri
olduğunu söylesek tepkiniz ne olur?
Almadım isimli
blog’un sahibi Selma Hekim, bir yıl önce başladığı hiçbir şey satın almama
deneyimine başarı ile devam ediyor. Gıda ve ilaç gibi temel ihtiyaçlarının
dışında son bir yıldır satın aldığı ürün sayısı beş. Cilt uzmanının aldırdığı
bir cilt ürünü, sıcakla mücadele etmek için aldığı bir beyaz şal, bir kalıp
sabun, telefon şarjı ve bir tane bileklik. Selma Hanım’la satın almama
deneyimini ve bu deneyimin ona neler kattığını konuştuk.
Deniz Aytekin:Biraz kendinizi ve Almadım
macerasına atılmanızın arkasında ne gibi motivasyonlar olduğunu anlatır
mısınız?
Selma Hekim: Ben aslında uzun yıllardır ekolojik
hareketlerin kıyısında köşesinde dolanmış ama daha bir- iki yıl önce kendi
hayatımızda ciddi değişiklikler yapmazsak yakında çok geç olacağını fark etmiş
biriyim. 41yaşındayım, 22 yıldır İstanbul’da yaşıyorum. Boğaziçi
Üniversitesinde çalışıyorum, aynı zamanda sanatçıyım.
Almama kararım aslında bir sürecin
sonucu. Etrafımdaki binaların, AVM’lerin, reklamların, ürünlerin, eşyaların,
trendlerin yarattığı korkunç fazlalıklar dünyası ve tüketerek bu dünyanın
tuğlalarını bizim oluşturduğumuzun farkına varmam en önemli neden. Ben aldıkça
3. köprü, HES ler, alışveriş merkezleri yapılıyordu ve almaya devam ettikçe
bunların yapılmasına itiraz etmem samimiyetsizleşiyordu. Ayrıca satın almak
ihtiyaçtan çok bir tür kısa süreli psikolojik tatmin yaratıyordu ve sonrasında
daha mutsuz hissediyordum. Sufizm, yoga gibi öğretilerle ilgilenmem ve
onlardaki bir lokma bir hırka felsefesi de etkin oldu almamamda.
Bir yıl hiç bir şey almamak ise ani bir
karadı ve kararımdan dönmemek için hemen bunu çevreme açıkladım. Takip ettiğim
ekolojik oluşumlardan çok ilham aldığım ve çok şey öğrendiğim için de kendi
deneyimimi  paylaşmaya karar verdim ve bir blog ile facebook sayfası
açtım. Bir yıl bir şey almayarak çok önemli bir şey yaptığımı ya da dünyayı
kurtaracağımı düşünmüyorum ama bu bakış açısını yaymak önemli ta ki
tüketmemenin takdir gördüğü bir çevre oluşturana kadar. En azından beni
etrafımda bir yılda böyle bir anlayış yerleşti.
D.A.:Tüketim odaklı yaşayan ve yaşlanan
günümüz toplumunda böyle bir girişimde bulunmak hem bireysel olarak cesaret
istiyor hem de çevreden ilginç tepkiler almaya oldukça müsait. Arkadaşlarınız
ve ailenizden ne gibi tepkiler alıyorsunuz?
S.H.:Sanırım herkes az çok bu alışveriş
çılgınlığının farkında ve kendilerini de bunun bir parçası olarak görüyorlar ki
ilk başlarda kararımı paylaştığım herkes çok olumlu tepkiler verip keşke biz de
yapabilsek dedi. Bunu diyen insanlar bizim jenerasyon ve daha genç kuşaklar,
bir üst jenerasyon içinse alışveriş yapmamak o kadar şaşılası bir şey değil
çünkü zaten bizim tüketim alışkanlıklarımıza sahip değiller. Eskiden çok az
eşya varmış ve her biri çok değerliymiş o nedenle zaten onların kullanıp atıp
yenisini alma alışkanlıkları yok. Ailemden en büyük kınamayı kardeşimin düğünü
için yeni kıyafetler almadığım için yaşayacağımı sanıyordum ama tam tersi beni
çok desteklediler. Blogumu takip eden hiç tanımadığım insanlardan da bu
deneyimden etkilendiklerine ve kendilerinin de artık daha az alışveriş
yapacaklarına dair çok güzel yorumlar aldım.
D.A.:Satın almadıkça satın alma
isteğinizin de azaldığını söylüyorsunuz. Billboard’larda, sokaklarda ve
online/offline medyadaki reklam ve tüketim bombardımanı hiçbir şey satın
almadan geçirdiğiniz bir yılın ardından size ne ifade ediyor
.
S.H.:Benim almama kararımı tetikleyen zaten
biraz da bu reklamlar, bir şeyi ihtiyaç gibi gösteren, onu alırsanız daha güzel
daha mutlu olacağınızı vadeden yalanlarla dolu görsel kirlilik. Bunlar bana ne
kadar yapay bir hayatın içinde olduğumuzu gösteriyor sadece.
D.A.:Günlük hayat koşuşturmacasında
sürekli bir şeyler satın alarak var olan kentli bireylerin gözden kaçırdıkları
en temel şey sizce ne?
S.H.: Alınan hiç birşeyin içinizdeki
boşluğu doldurmayacağı. O boşluk ne kadar büyükse o kadar çok almak
istiyorsunuz ama satın aldığınızda o sizi sadece birkaç saat mutlu ediyor
tekrar boşlukla başbaşa kalıyorsunuz. İnsanı mutlu eden şey mal değil, deneyim
biriktirmek; iç huzuruyla yaşamın tadına vararak yaşamak. Ayrıca şunu da
gözlerinden kaçırıyorlar, bu dünyanın kaynakları sonsuz değil ve bizim
tüketimimizin bedelini gelecek nesiller ödeyecek.
D.A.:Avrupa ve Amerika’da satın almama,
çöp çıkarmadan yaşama, atıklardan beslenme gibi yöntemler uygulayan bireyleri
duyuyoruz ama Türkiye’de bu örnekler pek karşımıza çıkmıyor. İstanbul’da bir
şey satın almadan yaşarken spesifik olarak yaşadığınız zorluklar var mı?
Türkiye’nin Avrupa ve Amerika’ya göre yeşil ve ekolojik yaşam biçimine kapalı
olması sizin önünüze de engeller çıkardı mı?
S.H.: Hayır hiçbir zorluk yaşamadım,
samimi olarak bu işe kalkışan kimse de sorun yaşamaz. Evet burada ekolojik
bilinç daha az ama bizim de geleneksel bazı alışkanlıklarımız var. Her
mahallede ayakkabı tamircisi, terzi var, hâlâ sütçüler var. Paketli ürün
istemiyorsak pazarlar, ekolojik pazarlar, aktarlar var; süpermarkete bağlı
değiliz. Ayrıca paylaşmayı seven bir topluluğuz. Paylaşım ekonomisi Gezi’den
sonra yaygınlaştı, her yerde takaslar düzenleniyor, kimse düzenlemese de on on
beş kişi bir araya gelip düzenlenebilir, biz yaptık arkadaşlarla. Bizim aslında
daha büyük avantajlarımız var ama bunun değerini bilen insan az. Daha çok
eşyaya sahip olmak, işlenmiş gıda tüketmek, hazır olanı, plastik olanı almak,
hijyen manyağı olmak yeni neslin kendini daha üst sınıf görmesine neden oluyor
herhalde.
D.A.:Bir yıl öncesine kadar düzenli
olarak satın alıp kullandığınız fakat aslında alınmasına hiç gerek olmayan,
hiçbir işe yaramayan üç şey sayabilir misiniz?
S.H.: Nasıl bir tüketim alışkanlığınız
olduğuna bağlı, kullanan için her renge göre deterjan, her uzva göre krem var.
Ben zaten çok fazla kozmetik ürün kullanan biri değildim arada bir heveslenip
alırdım, biraz kullanıp kenara koyardım. Tamamen bıraktığım ürünler yumuşatıcı,
deodorant ve saç kremi. Özellikle yumuşatıcı dünyanın en saçma ürünüymüş, onu
yerine elma sirkesi kullanıyorum. Bir de genel olarak her şeyin fazlası
gereksiz tabii ki.
D.A.: Satın almama deneyimi mutlaka
yaşam alışkanlıklarınızı da etkilemiştir. Bu deneyimi yaşarken daha az çöp
üretmeye çalışan bir insana da dönüştüğünüzü görüyoruz. Başka ne gibi konularda
gözünüz açıldı ve alışkanlıklarınız değişti bu süreçte?
S.H.: Evet atıklara dikkat ediyorum. Bu iki
uçlu bir şey hem doğadan alıyorsunuz hem de ona atığınızı bırakıyorsunuz. Artık
ikinci el almaya yerel, ekolojik ya da doğal ürünler kullanmaya çalışacağım.
Şimdiki hedefim ise az eşyayla sade yaşamak.
D.A.: 1 yılı başarıyla geride
bıraktınız. Bu yıl satın alma konusundaki planlarınız nasıl? Bir yıllık
deneyimin ardından bu serüvene nasıl devam etmeyi düşünüyorsunuz? Bu hayat boyu
sürecek bir deneyime evrilecek mi? Evrilecekse nasıl olacak? Ekleyip
çıkaracağınız kurallar neler olacak?
S.H.: Geçtiğimiz bir yıl içinde ihtiyaçlarımı
dahi satın almamıştım, bundan sonra daha öncesine dönüp eskisi gibi alışveriş
yapmam imkansız. Belki sadece ihtiyacım olan şeyleri alabilirim ama hep bir
farkındalığı korumak gerekiyor, yoksa ihtiyaç denen göreceli birşey. Bir de
sadece alışveriş yapmamaya takılıp kalmamak lazım; doğayla, bütün türlerle ve
diğer insanlarla ilişkilerde eşitliliğe dayanan daha bütünsel bir bakış açısı
geliştirmeli.
D.A.: Ürün satın almama kararınız
beslenme alışkanlıklarınızı nasıl etkiledi? Paketli gıdadan uzak durmayı
başarabiliyor musunuz? Gıda alışverişlerinizde nelere dikkat ediyorsunuz?
Kazandığınız yeni alışkanlıklar var mı?
S.H.: Et yemeyi bıraktım. Bisküvi cips, hazır
çorba, pastörize süt- yoğurt, margarin, hazır sos vs gibi işlenmiş gıdaları
tüketmiyorum. Evde daha çok yemek yapıyorum.
D.A.: Ütopik de olsa hayalinizdeki ideal
yaşamı iki cümleyle anlatabilir misiniz?
S.H.: Sadece tüketim alışkanlıklarıyla böyle
bir yaşam kurgulamak biraz eksik kalabilir zira kapitalizmin hüküm sürdüğü bir
dünyada iki cümleyle anlatılmayacak kadar karışık dinamikler var. Kendi küçük
yaşamım için daha sade, doğal ve samimi bir yaşam diyebilirim.
Selma Hekim’in blog’u Almadım’ı buradan ziyaret
edebilirsiniz”.

18 YORUMLAR

    • Ben alışverişe bayılıyorum malesef Ayşe ama yazıdaki "Alınan hiç birşeyin içinizdeki boşluğu doldurmayacağı. O boşluk ne kadar büyükse o kadar çok almak istiyorsunuz" cümlesi beni çok sarstı.

  1. Vay canına. Müthiş bir başarı. Yazı boyunca sürekli aklımda bende yapabilir miyim sorusu dolandı. Sonra sürekli ya almayı planladığın çizme, şu aşık olduğun elbise, gofret yememeye dayanamazsın sende alt yazı geçti. Ne kadar bağımlı olmuşum aslında şuan fark ettim.

  2. Kesinlikle katılıyorum, satana kadar kırk takla atarlar, sonra en ufak bir pürüzde size kendinizi "ayak bağı, pürüz, ucuzcu, beleşçi" gibi hissettirmekten çekinmezler… Selma Hanım çok takdire şayan bir duruş sergiliyor ve çok, çok güzel görünüyor üstelik 41 yaşındaymış vay be… Bloğunu ziyaret edeceğim şimdi. Paylaşım için teşekkür ederim.

    • Ay Fidan nasıl güzel cümlelerle ifade etmişsin gene yaaaa. Kendimi ayakbağı, ucuzcu, beleşçi ve hatta 16 tl için yalancı hissettirdiler. Ben sana boşuna kelimelerin efendisi demiyorum:)

  3. Bloğu ziyaret ettim de ben çok yanlış anlamışım 🙂 HİÇBİR ŞEY almıyor sandım cidden. Hani organik yaşam gibi. Ama, temel ihtiyaçları alıyormuş. Ben hep öyle yapıyorum zaten, birçok insan öyle yapıyor. Lüksü, ihtiyaç dışı alımı kısmış Selma Hanım tabii bu da iyi bir örnek. Daha çok insan bu bilince ulaşır da tüketimi özellikle lüzumsuz tüketimi azaltır inşallah. Sevgiler.

  4. Aynı yazıya bende bloğumda yer vereceğim hatta postu hazırladım senin bloğunda denk geldim, ben de facebookta rastladım. Uygulayan çok var şu günlerde …

  5. Benim de birkaç yıl önce masraflarımı azaltmak adına başladığım sadece ihtiyaçlarımı alma kararım işe yaradı. Zamanla oturuyor ve geçmişte ne kadar gereksiz şeyler aldığını anlıyorsun. Yavaş yavaş deterjan dolabın, buzdolabın ve gardrobun hafifliyor. İnsan daha bir ferahlıyor. Çok katı olmazsa rahatlıkla uygulanabilir bir şey. Hayatımızda gereksiz ne kadar fazlalık olduğu anlaşılıyor böylece.

  6. Kırtasiye ıvır zıvıra dayanamıyorum ben de… yoksa makyaj malzemesi, giysiydi kısabiliyorum.. hatta çok ender alıyorum.
    insan gerçekten isterse neler yapmaz ki .. zoru başarmak bu devirde böyle bir niyet..

  7. ben bu bayanın röportajını okuduktan sonra uygulamaya karar verdim.Ne zaman kıyafet alacak olsam gerek yok sevilay diye kendimi telkin ediyorum .Yaklaşık 1 aydır uyguluyorum bu yöntemi ve eskiden ya ben neden para biriktiremiyorum sorusunun cevabını da bulmuş oldum. Deneyin ve görün

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz