BÜKÇE – KADINLARI ANLAMA YOLLARI

0
36

Alıntıdır….

BÜKÇE

İşte hikayemiz:

“Oğlum bir hafta sonra evleniyor. Sorumluluk
sahibi bir baba olarak ona öğüt vermem gerekiyor. Fakat bunu evde
yapamam çünkü annesi ağız tadıyla öğüt vermeme izin vermez, sözü
ağzımdan kapıp kendi devam eder. İş yerimden oğluma telefon açtım,
“Akşam yemeğini dışarıda birlikte yiyelim.” dedim. Deniz kenarındaki bu
şirin lokantada şimdi onu bekliyorum. Geliyor aslan parçası,
yakışıklılığı da aynı ben. Yan masadaki kızlar gözleriyle oğlumu
süzüyorlar. Bakmayın kızlar, onu kapan çoktan kaptı. Hoş beşten sonra
konuya giriyorum.

Oğlum haftaya düğünün var, bir baba olarak sana bazı konularda yol yordam göstermem gerekiyor.
Çocukluğunda suç işlediği zamanlardaki gibi birden bire kızardı. Kerata ne anlatacağımı zannettiyse!
-Baba ben yirmi altı yaşındayım, bazı şeyleri biliyorum artık.
-Ah
senin o biliyorum zannettiğin konularda da çok bilmediğin çıkacak ama
ben o konulardan bahsetmeyeceğim. Keşke konuşabilseydik ama henüz o
kadar modern olamadım.
Rahat bir nefes aldı. Bu arada yemeklerimiz de geldi. Oğlumla şöyle keyif yaparak muhabbet edelim bakalım.
-Kaç dil biliyorsun oğlum sen?
-İngilizce, Fransızca, bir de Türkçe’yle üç dil oluyor.
-Bugün
ben sana dördüncü dili öğreteceğim. Dilin adı Bükçe. Kadınlar
tarafından kullanılır. Sen buna “kadın dili” de diyebilirsin.
Güldü. Güldüğü zaman benim yanağımdaki gibi küçük bir gamzesi var, o ortaya cıkıyor.
-Kadınların ayrı bir dili mi var?
-Tabii
ki. Eğer kadın dilini bilirsen bir kadınla yaşamak dünyanın en büyük
zevkidir, ama bu dili bilmezsen hayatın kararabilir. O yüzden bir
kadınla mutlu olmak isteyen her erkek Bükçe’yi öğrenmeli.

İyi de niye Bükçe?
-Çünkü
kadınlar konuşurken, genellikle söyleyecekleri sözü net söylemezler.
Eğip bükerler; onun için dilin adını ;Bükçe” koydum.

-“Bükçe zor bir dil mi baba?” diye sordu gülerek.

-Bana
bak, çok önemli bir konu ama eğleniyor gibisin, biraz ciddiye al. Bir
kadınla mutlu olmak istiyorsan bu dili bilmen çok önemli. Çünkü kadınlar
sözü bükerek bükçe konuşurlar sonra da senin sözün doğrusunu anlamanı
beklerler. Felsefesini anlarsan kolay, anlamazsan zor. Mesela Çinli bir
karın var, sen karına sürekli Fransızca “seni seviyorum” diyorsun ama
karın hiç Fransızca anlamıyor. Fransızca “seni seviyorum” un onun için
bir anlamı yoktur. Ona Çince seni seviyorum dediğinde seni anlayabilir.

-Tamam
baba, haklısın ciddiyetle dinliyorum. Peki, sence kadınlar neden
bizimle aynı dili konuşmuyorlar, söyleyeceklerini direkt söylemiyorlar ?

-Bence bir kaç sebebi var. Birincisi, duygusal oldukları için,
hayır cevabı alıp kırılmaktan korktuklarından sözlerini de dolaylı
söylüyorlar. İkincisi, kadınlar dünyaya annelikle donanımlı olarak
gönderildikleri için onların iletişim yetenekleri çok güçlü.

-Bu konuda biz erkeklerden bir sıfır öndeler yani.

-Ne
bir sıfırı oğlum, en az on sıfır öndeler. Düşünsene, henüz konuşmayan,
küçük bir çocuğun bile yüz ifadesinden ne demek istediğini hemen
anlıyorlar. İşin kötüsü kendileri leb demeden leblebiyi anladıkları için
biz erkekleri de kendileri gibi zannediyorlar. Onun için leb deyip
bekliyorlar. Hatta bazen, leb demek zorunda kaldıkları için bile
kızarlar. “Niye leb demek zorunda kalıyorum da o düşünmüyor?” diye
canları sıkılır.

-Biz de bazen Canan’la böyle sorunlar yaşıyoruz. “Niye düşünmedin?” diye kızıyor bana.

-Kızarlar
oğlum, kızarlar. Kadınlar ince düşüncelidirler, detaycıdırlar, küçük
şeyler gözlerinden hiç kaçmaz. Bizim de kendileri gibi düşünceli
olmamızı beklerler, fakat erkekler onlar gibi değil. Biz bütüne
odaklıyız, onlar detaya. Beyinlerimiz böyle çalışıyor.

-Ne olacak baba o zaman, yok mu bu işin çaresi?

-Var dedik ya oğlum, Bükçe’yi öğreneceksin, bunun için buradayız. Hazır mısın?

-Hazırım baba.

-Bükçe
bol kelime kullanılan bir dildir. Biz erkeklerin on kelime ile
anlattığı bir konu, Bükçe’de en az yüz kelime ile anlatılır. Dinlerken
sabırlı olacaksın. Mesela karın o gün kendine elbise aldı, diyelim. Bunu
sana “Bugün bir elbise aldım.” diye söylemez. Elbise almak için dışarı
çıktığı -ndan başlar, kaç mağazaya gittiğinden, almak için kaç elbise
denediğinden, indirimlerden, yolda gördüğü tanıdıklarından, alırken
yaptığı pazarlıktan devam eder ve sana kocaman bir hikaye anlatır.

-Hikaye dili yani.

-Aynen öyle. Sen akıllı bir erkek olarak ona asla, “Hikaye anlatma, ana fikre gel, kısa kes.”
demeyeceksin.
Böyle bir şey dediğinde bittin demektir. İster öyle de, istersen “seni
sevmiyorum.” de. İki durumda da “seni sevmiyorum” demiş olacaksın.

-Ne alakası var baba “seni sevmiyorum” demekle “kısa anlat” demenin?

-Çok alakası var. Kadınlar dinlenmedikleri zaman sevilmediklerini düşünürler.

-Bu önemli. Bükçe’de dinlemek sevmektir diyorsun.

-Aynen
öyle. Devam edelim. Bükçe ima dolu bir dildir. Kadınlar konuşurken bir
şeyler ima etmeyi severler. Biz erkekler de imalı konuşuyoruz diye
düşünürler ve gözlerimizle onlara ne demek istediğimizi çözmeye
çalışırlar. Oysa erkeklerin ima yeteneği pek gelişmemiştir. Bizim
kastımız söylediğimiz şeydir.

-Geçen hafta Canan bana “Bir kaç
kilo daha versem gelinliğin içinde daha iyi duracağım.” dedi. Ben de
“Böyle de iyisin.” dedim. Canı sıkıldı, bir kaç saat surat astı. “;Neyin
var?” diye sordum. “Hiçbir şeyim yok.” dedi. Sence nerede hata yaptım?

-“Böyle
de iyisin” derken o “de” ekini orda kullanmamalıydın. Canan bunu şöyle
anlamıştır. “Böyle de fena sayılmazsın, eh işte, idare edersin ama tabi
daha da iyi, daha da güzel olabilirsin.”

-Peki ne demem gerekiyordu?

-Şunu
hiç unutma. Kadınlar kendileri ile ilgili, giysileri ile ilgili ya da
aileleri ile ilgili bir soru soruyorlarsa, kesinlikle iltifat
bekliyorlardır. Es kaza eleştirmeye kalkarsan yandın. Bunu hiç
unutmazlar. O gün “Hayatım sen zaten Çok güzelsin, kilo vermeye falan
bence ihtiyacın yok.” deseydin, günün zehir olmazdı. Mesela bir gün
kucağına oturup “Ağır mıyım?” derse sakın ;Evet, biraz” falan deme
“Hayır” de. Yoksa bir daha kucağına oturmaz.

-Yani diyorsun ki
bir kadın her daim güzeldir, her giydiği yakışır ve her kadının annesi
bir hanımefendi, babası da beyefendidir. Bana ne yaparlarsa yapsınlar.

-Aferin
oğlum, çok hızlı anlıyorsun bana çekmişsin. Kadının, kendi anne
babasıyla sorunu olsa, kendi eleştirir ama asla senin eleştirmeni kabul
etmez. Bunu kendine hakaret olarak alır.

-Ve asla unutmazlar, değil mi?

-Aynen
öyle. Yıllar once annene, annesi için “Biraz cimri.” demiştim. Hala
“Sen benim annemi sevmezsin.” der ve annesi bize bir şey aldığında
gözüme sokar, en çok göreceğim yere koyar.

-Hadi o konularda dilimi tutarım da, şu ima işini çözmek zor geldi.

-Zor
gibi ama biraz gayret edersen çözersin. En önemlisi imaları
anlayacaksın ama “Sen şunu mu demek istiyorsun?” diye asla yüzüne
vurmayacaksın.

-Anladım. Anlayacaksın ama anladığını belli
etmeyeceksin. Buna şöyle de diyebiliriz. O beni iğnelediğinde “Niye bana
iğne batırıyorsun?” Diye sormayacağım, o iğneyi ben kendi kendime
batırmışım gibi yapacağım.

-Güzel ifade ettin oğlum. Mesela dün
öğlen annen beni aradı. “Akşama tok mu geleceksin?” diye sordu. Beni
biliyorsun akşam yemeklerinde hep evdeyimdir. Kırk yılda bir dışarıda
yerim onu da haber veririm. Tabi ben hemen anladım annenin ne demek
istediğini. “Tok gel, yemekle uğraşmak istemiyorum” demek istiyor.
Anladım ama tabi “Ne demek istiyorsun?” demedim.

-Dün çok yorulmuştu baba, düğün alışverişine çıkmıştık.

-Bunun
pek çok sebebi olabilir. Yorulmuş olabilir, bir kabul gününden tok
gelmiş olabilir, bin beş yüzüncü diyetine başlamış ve o gün yemekle
uğraşmak istemiyor olabilir. Ama bunu biz erkekler gibi kısa yoldan
“Canım benim karnım tok, sen de dışarıda bir şeyler ye, ya da yorgunum,
gelirken bir seyler getir yiyelim.” demez. Sanki böyle derse, iyi ev
kadını rütbesi tozlanacak, mevki kaybedecek. İlla Bükçe anlatacak, asık
bir yüzle karşılaşmamak için senin de anlaman gerekiyor. “Hayır, evde
yiyeceğim ama istersen hazır bir şeyler alıp geleyim, ne dersin?”dedim.
“Tamam.” dedi. Döneri sever biliyorsun, dün eve giderken, ekmek arası
döner yaptırdım. Onun dönerini de porsiyon yaptırdım. Bunu düşündüğüm
için ayrıca sevindi. O da diyette, düğünde daha zayıf görünme derdinde
bu sıralar.

-Bu Bükçe’de kısa konuşma yok mu baba?

-Var
ama yerinde olsam hiç tercih etmezdim. Kadın konuşmuyorsa ya da kısa
konuşuyorsa kesin ciddi bir sorun var demektir. Mesela baktın canı
sıkkın, soruyorsun, “Neyin var?” diye. “Hiçbir şeyim yok.” diyorsa, aman
bir şeyi yokmuş diye bırakma. Yoksa az sonra, çok ilgisiz olduğundan
yakınarak, ağlamaya başlar.

-Bükçe’de “Hiçbir şey yok.” demek “;Çok şey var, benimle ilgilen.” demek oluyor, o zaman.

-Evet.
Biz erkekler “Bir şey yok.” diyorsak ya gerçekten bir şey yoktur,
sadece başımızı dinlemek istiyoruzdur ya da bir sey vardır ama; “Şu anda
konuşacak bir şey yok.” diyoruzdur. Her ikisinde de konuşmak
istemiyoruzdur. Ama kadınlar ilgiyi sevgi olarak gördükleri için “Bana
değer veriyorsan, ilgilen ki anlatayım.” demek istiyordur. Çok nadiren
gerçekten anlatmak istemiyor olabilir, o zaman da fazla üstüne varıp
bunaltmayacaksın tabi.

-Bir arkadaşım da “Kadınların ‘Peki.’ demesi tehlikelidir” demişti.

-Doğru.
Bir kadının ağzından çıkan kuru bir ‘peki’, ‘olur’, ‘tamam’ her zaman
tehlikelidir. Bu Bükçe’de “Şimdi tamam diyorum ama acısını daha sonra
çıkaracağım.” demektir. Sana en kısa zamanda kesin bir ceza keser. Fakat
pekinin yanında “Peki canım, olur hayatım” gibi bir hoşluk ekliyorsa
korkmaya gerek yok.

-Zor bir dil baba.

-Yok yok gözün
korkmasın, her yabancı dil gibi. İlk başlarda biraz çalışacaksın, pratik
yapacaksın, bazen hatalar yapacaksın, dikkat edeceksin sonra otomatiğe
bağlanırsın. Kolay yanı şu; senin bükçe konuşman gerekmiyor. Dili
anlaman yeterli.

-Anlamak da pek kolay değil ama.

-Korkma,
o kadar zor değil. En önemli kuralları ben sana öğretiyorum zaten.
Devam edelim. Kadınlar istediklerini söylemek zorunda kalınca,
düşünemediğimiz için biz erkeklere kızarlar ve konuşurken suçlayarak
konuşurlar; fakat suçladıklarının farkında olmazlar. Sitem ediyoruz
zannederler.

-Nasıl yani?

-Mesela, karın sana “Ne
zamandır dışarı çıkmadık.” derse bunu suçlama olarak üstüne alma, canı
seninle gezmek istiyordur, bunu sen düşünüp teklif etmediğin için kalbi
kırılmıştır. Maksadı seni suçlamak değildir. “Daha geçenlerde gezmeye
gittik.” gibi bir savunmaya girme. “Tamam canım haklısın, ben de
istiyorum, en kısa zamanda gideriz.” de, konu kapanır. Tabi ilk fırsatta
da sözünü yerine getirirsen iyi olur.

-Küçük ama önemli detaylar.

-Aynen öyle. Mesela karın “Üşüdüm.” diyorsa, “Üstünü kalın giy.” demeni ya da kombiyi açmanı değil, ona sarılmanı istiyordur.

-Keşke okullarda öğretselerdi biz erkeklere Bükçe’yi. Ne kadar erken başlasak o kadar çabuk kavrayabilirdik belki.

-Haklısın, aslında ben de sana öğretmek için geç kaldım. Neyse zararın neresinden dönülse kardır.

-Not mu alsaydım… Epeyce detayı varmış dilin.

-Sen
bilirsin oğlum, unutacaksan al. Keşke ben de not alıp gelseydim. Umarım
sana eksik öğretmem. Şimdi aklıma geldi. Kadınların en nefret ettiği
sözcük “Fark etmez.”dir. “Fark etmez”i kadınlar “Hiç umurumda değil, ne
yaparsan yap.” diye anlarlar.

-En değerli sözcük nedir?

-Sen bil bakalım.

-“Seni seviyorum.” herhalde.

-Evet,
kadınlar “Seni seviyorum.” sözünü sık sık duymak isterler. Biz erkekler
“;Söylemiştim, zaten biliyor.” diye bu konuda gaflete düşmemeliyiz.

-Bükçe sadece konuşma dili midir baba? Bunun bir de davranış dili var gibi geliyor bana.

-Zekan
kesinlikle bana çekmiş. Ben de tam ona geliyordum. Davranışlar da çok
önemli tabii. kadınlar küçük şeylere önem verirler. Akşam ona sarıl,
televizyon izliyorsan sarılarak izle. Gündüz onu düşündüğünü ifade etmek
için kısacık da olsa bir mesaj gönder, küçük sürprizler yap. O yemek
hazırlarken ona yardım et, salata yap, çay demle.

-Akşam gelip sırt üstü yatmak yok yani.

-Gözünde
büyütme. Sayınca çok şey gibi görünüyor ama aslında bunlar zaman
alacak, zor ve masraflı şeyler değil. Sen bu küçük şeylere dikkat et,
zaten karın sana paşa gibi davranır, seni yormaz. Bir erkek bu küçük
şeylere dikkat etmezse zamanını karısıyla büyük kavgalar yaparak
geçirir. Sevgiyle geçirmek varken niye kavgayla geçiresin ki? Kadınlar
çok vericidir ama, eğer sen hep alıp hiç vermezsen, bir gün birden
patlarlar. Küçük küçük alırlarsa, büyük büyük verirler.

-Tamam baba, bunlara dikkat edeceğim.

Garson
yemek tabaklarını kaldırırken oğlumun telefonu çalmaya başladı. Belli
ki nişanlısı arıyor, konuşmak için deniz kenarına doğru adımlamaya
başladı. Az sonra geldi.

-Baba çok teşekkür ederim. Bükçe’yi
anlamaya başladım. Canan aradı. “Salonun perdeleri ne renk olsun karar
veremedim, yarın birlikte mi baksak?” dedi. Tam “Fark etmez, sen seç.”
diyecektim ki bunu senin söylediğin gibi “Ev de perde de umurumda
değil.” gibi anlayacağı aklıma geldi. “Tabii canım, istersen birlikte
bakabiliriz ama ben senin zevkine güveniyorum, sen seç istersen.” dedim,
çok mutlu oldu. Kendi seçecek.

-O zaten perdeyi çoktan
seçmiştir de kadınlar illa yaptıklarını onaylatmak isterler. Birlikte de
gitsen o seçtiği perdeyi almak isteyecektir. Biz erkekler onların ne
demek istediklerini anlarsak, işlerden kolay sıyırırız.

-Baba tekrar teşekkür ederim. Bu iyiliğini hiç unutmayacağım. Bana Bükçe’yi öğretmeseydin halimi düşünmek bile istemiyorum.

Şanslısın
oğlum. Benim seninki gibi bir babam yoktu. Bunları deneye yanıla
öğrenmem yıllarımı aldı. Sen yine iyisin, hazıra kondun. Güle güle
kullan, isteyene de öğret, herkes de güle güle kullansın. Kullansınlar
ki yüzleri gülsün.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz