Kortizol Nedir? Zararları , Faydaları Nelerdir?

YAZAR : Pazartesi, Aralık 17, 2018

Geçtiğimiz hafta iş yerinde stresli bir durum yaşadım. O günden beri midem ağrıyor. Ve anladım ki karın bölgesi yağlanmamın , göbek yapmamın sebebi de hep bu stres:) Vücudumuza neler yapıyoruz stres yaşayarak, kafamıza takarak ve kendimizi gererek. Gerçekten de stres adrenal bezler tarafından üretilen kortizol hormonunun salgılanmasına yol açıyor. Yani kendimizi stresli, depresyonda, öfkeli, endişeli vb... hissettiğimizde salgılanıyor kortizol hormonu. 
Kortizol hormonu nedir? 

Kortizol, böbrek üstü bezinin kabuk bölgesinde üretilen, vücudun strese gösterdiği tepkiyle ilişkili bir kortikosteroid hormondur. Vücudumuzun bir işlevi yerine getirebilmesi için hangi tür enerjinin gerektiğine karar vererek enerjiyi düzenler. Kan basıncını ve şekerini artırır, kadınlarda kısırlığa neden olur ve bağışıklık sistemini baskılar. Kortizol en genel anlamda, stres etkenine vücudun vermiş olduğu bir tepki olarak kabul edilmektedir.Kortizol kan şekeri düzeylerini, yağ-protein ve karbonhidrat metabolizmasını, bağışıklık yanıtlarını, kan basıncını, merkezi sinir sistemi aktivasyonunu kontrol eder.
Kortizol, yağları yağ rezervlerinden kaslara taşıyarak enerjiyi harekete geçirmeye yardımcı olur. Ancak kötü yaşam tarzı ​​ve kötü beslenme alışkanlıkları nedeniyle, vücut sürekli bir stres durumunda olabilir ve bu da çok fazla korizol üretimine yol açar. Aşırı kortizol kalp hastalığı riskini arttırır ve aynı zamanda kilo alımına (özellikle karın bölgesinde ve iç organlarda yağ birikmesine) neden olur.Kortizol tarafından sağlanan enerji ters etki yaratabilir yani vücut gün içerisinde aktiftir ve dinlenemez, gece olunca da aşırı hormonlar rahatlamaya izin vermez. Uyumakta güçlük çekilmesine sebep olur.


Vücudunuzda Kortizol Seviyesinin Fazla Olduğunu Gösteren Belirtiler:
* Ani kilo artışı. Kortizolün arttığını göstereen ilk semptomlardandır. Özellikle vücudun üst kısmında belli olur. Sırt, omuzlar ve göğüs bölgelerinde yağ birikir.
* Yüksek kortizol kas ve kemikleri etkileyerek kemik yapısını zayıflatabilir.
*Bağışıklık sistemini düzenleyen timüs bezi yüksek kolesterolden etkilenir. Hücrelerin ölümüne ve bağışıklık sisteminin kendi vücuduna saldırmasına sebep olabilir. Astım ve allerji semptomları görülebilir. 



Kortizol Seviyesini Kontrol Altında Tutmak İçin Yapılması Gerekenler:

*Kortizol seviyesini kontrol altında tutmak için vücudun strese tepkisini azaltmanız gerekir. 
  Stresle başa çıkmayın öğrenmeniz gerekir. 
* Kendinize vakit ayırın. Hobi edinin, sizi rahatlatan şeyler yapın,  hayal kurun, günlük tutun
* Spor yapın, yoga yapın
* Nefes egzersizleri yapın 
* Meditasyon yapın
* Alkol kahve , işlenmiş gıdalar ve kızartmalardan uzak durun 
*Magnezyum, B vitamini takviyesi kullanabilirsiniz.
*Yeterli ve kaliteli uyuyun.
* Sizi iyi hissettiren insanlarla berber zaman geçirin. Yargılayan, negatif konuşan insanlardan uzak durun.


Tere Tohumu İle Zayıflama, Tere Tohumunun Faydaları

YAZAR : Çarşamba, Aralık 12, 2018
Tere tohumu yeşil tere bitkisinin tohumudur. Acımtırak bir tadı vardır. Tere tohumunun yağ yakarak metabolizmayı hızlandırabilir. Özellikle hipotiroid hastalığı olan kişilerde zayıflama üzerinde etkili olduğu söylenmektedir. Ancak tohum , çay vb... gibi bitkiler kullanılırken bir uzmana sormadan kullanılmaması gerekir. Tere tohumunu ülser gibi mide rahatsızlığı olanların kullanılması önerilmez. Mide rahatsızlığı olanlar kullandığında rahatsızlığı arttırak mideyi yorabilir. 

Dr. Ender SARAÇ tere tohumu ile ilgili olarak ;

"Tere tohumu belirli bir süre sabah aç karnına kullanıldığında başta tiroid hormonu olmak üzere genelde metabolizmayı uyarıcı bir etki gösterebilir ve metabolizmanın canlanmasına yardımcı olabilir.
Tere tohumları ,yaklaşık susam çekirdeği ebatlarında ama daha koyu parlak kırmızı renktedir. Tere tohumunu aktif tiroid rahatsızlığı olanların kullanmasını önermem. Ama troidi yavaş çalışan pek çok kişinin verdiğim önerilere göre bilinçli kullanıldığında daha rahat kilo verdirdiğini gözlemledim.
Tere tohumu tek başına zayıflama için bir mucize değildir, asla öyle algılanmamalıdır. Fakat bazı durumlarda ek bir yardım sağlayabilir" demiştir.
Faydaları:
* Tere tohumu vücut direncini arttırmada faydalıdır.
*Sigaranın zararlarını azaltır.
* Kabızlığı önlemede etkilidir.
*Balgam söktürücü, öksürük ve boğaz ağrısı tedavisinde etkilir.
* Kanda ki hemoglobini yükselttiği için kansızlık tedavisinde de yardımcı olabilir.
* Metabolizmayı hızlandırıcı etkisi sayesinde kilo vermeye yardımcıdır.
Zararları;
  • Tiroitleri fazla bir şekilde çalışan kişilerin kesinlikle tere tohumu kullanmaması gerekir. Çünkü tere tohumu tiroitleri olduğundan daha çok çalıştırır.
  • Ülser hastası olan kişiler kesinlikle tere tohumu kullanmaması germektedir. Ülseri arttırıcı özelliğe sahiptir.
  • Gaz rahatsızlığı olan kişiler tere tohumunu kullanmamalıdırlar. Çünkü  gaz yapıcı özelliğe sahiptir.
Nasıl Kullanılır?

Acı bir tadı olduğu için balla karıştırılarak kullanılabilir. Sabah aç karına 1 tatlı kaşığı tere tohumu 1 tatlı kaşığı balla karıştırılarak tüketilir ve üzerine ılık su içilir. 




Annen Ölse de Mitokondrisi Sende

YAZAR : Pazartesi, Aralık 10, 2018
Hamile, Gebelik, Anne, Çocuk, Kadın

ALINTIDIR...
**************
Annen Ölse De...
Mitokondrisi Sende !!!
**************

Neden anne önce, baba sonra diye soranlara:

Şikago'da yaşayan ünlü Türk genetikçi Hande Özdinler'in annesinin vefatından sonra yazdığı hem bilimsel hem de duygusal yazısı

Mitokondrisi bende kaldı

Annem vefat etti, onu yıkadık, pakladık, demir tabuta koyup Türkiye’ye uçakla getirdik. Oğlunun üstüne, eşinin yanına, toprağın içine sanki bir tohum eker gibi nazikçe, dualarla bıraktık. Bir ömür bitti, annem gitti...

Ama annemin mitokondrisi bende kaldı. Benim hücremde, benim her hücremde annemin mitokondrisi var. Her nefes alışımda, her kalp atışımda, her elimi uzatışımda, her düşüncemin başlangıcında, ne için enerji harcıyorsa bu vücudum işte orda annemin mitokondrisi var. Annem gitti belki ama mitokondrisi bende kaldı...

Enerji santrali, kaynağı anne

İnsanın başlangıcı olan o ilk iki hücrenin yumurta olanı büyük ve zengindir. İçinde bir hücrenin yaşaması, çoğalması, değişmesi için gerekli olan her şeye ve bir ömür gerekli olacak enerjiyi üretecek mitokondriye de sahiptir.

Mitokondri, hücreye enerji veren, canlı olmasının temelini sağlayan organeldir ve babadan değil, anneden gelir. Anne her çocuğuna enerjisini verir, enerji üretme mekanizmasını verir. Harcanan her enerji annenin çocuğuna verdiği mitokondriden gelir.

Dolayısıyla anneler vefat edebilir ama anneler ölmez!!! Biz farkında olmadan annelerimizi gizli bir şifre gibi her hücremizin içinde taşırız. Annemiz vefat etse de bize enerji vermeye devam eder. Ben bunu yazarken ve siz bunu okurken annelerimizin bizlere miras bıraktıkları mitokondrinin ürettiği enerjiyi kullandık farkında mısınız...

En karmaşık yapı

Mitokondri hücre içindeki organellerin en karmaşık ve ilginç olanlarından biri. Kendine has DNAsı var, kendine özgü kişiliği var, kendisine has proteinleri var, çalışma mekanizması ve prensibi var. Hem enerji üretir hem hücreyi ölümlerden korur, bölünür, çoğalır, hücre içinde dolaşır, nerede enerji lazım oraya gider.

Hücre içinde sanki annemizmiş gibi çalışmaya biz ölünceye kadar devam eder. Ve her kadın mitokondrisini çocuğuna armağan eder, dolayısıyla hayat enerjisi anneden anneye geçer.

Bu yüzdendir ki kim nerden gelmiş, kim kimin atası diye insanlık tarihi araştırması yapıldığında erkeğe değil, kadına bakarlar. Analarımızın mitokondri DNA’sına, o DNA’nın nerelere gittiğine, kimlerden kimlere geçtiğine bakarak yaşam enerjisinin haritasını çıkararak bilirler kimiz ve nereden geldik...

Ben bugün laboratuvarımda mikroskopumun başında annemi düşünüyorum. 15 Ağustos sabahı vefat etti annem, elimden bir su tanesi gibi kayıp gitti...

Annem benim vefat etti ama ölmesi mümkün değil, çünkü mitokondrisi bende kaldı...

Kararsızlık ve Korku

YAZAR : Çarşamba, Aralık 05, 2018

Hedef, Kararsızlık, Yol, Seyahat

Bugün bir hikaye paylaşmak istiyorum sizlerle. Sosyal medyada okudum . Bana bir şeyler anlattı. Belki size de anlatır. 

*"Aykırı profesör, elinde bir fare ve bir kutu ile salona girdi. Öğrencilerin şaşkın bakışları arasında fareyi kutunun içine koydu ve kutuyu kapattı.

Kutunun hava almadığı açıktı. Salona dönerek: 
_“Bu kutuya iki gün kimse dokunmayacak dokunan bu dersi geçemez!..” dedi ve salondan çıkıp gitti.

Salondaki öğrenciler olaya bir anlam verememişlerdi. Kimisi kutunun içindeki fareyi çıkarmayı düşündü ama cesaret edemedi.İki gün boyunca ders görülen sınıfta kutu öylece kaldı. Öğrenciler ne olacağını merak ederek iki gün geçirdiler.

Düşünme, Oda, Kararsız, Kararsızlık

İki gün sonunda profesör salona girdi ve kutuya yaklaşarak açtı. Tabi ki, kutunun içindeki fare artık yaşamıyordu. Öğrencilerden birçoğu üzülmüştü. Profesör sınıfa dönerek farenin neden yaşamını yitirmiş olabileceğini sordu.

Sınıftan birçok farklı ses ve fikir yükseldi;

─ Havasızlıktan…
─ Açlıktan…
─ Susuzluktan…

Her öğrenci olabilecek ihtimalleri saymıştı.

Profesör kutuyu havaya kaldırıp içini öğrencilere gösterdi. Kutunun her tarafı kemirilmiş vaziyette ve minik deliklerle kaplıydı. Profesör konuşmaya devam etti;

─ Görüyorsunuz değil mi? Fare anlaşıldığı üzere bu kutudan çıkmak için epey mücadele etmiş. Bunu kutunun içindeki minik diş izlerinden ve irili ufaklı deliklerden anlıyoruz. Ancak şu var ki farenin hayatını sizin dediğiniz gibi ne havasızlık nede açlık aldı. Buna sebep olan iki şey var;
"Kararsızlık ve Korku" 

Kararsızlık, çünkü fare kutunun her yerini parçalayıp, her noktayı ayrı ayrı kemireceğine sadece tek bir köşesini ısırıp parçalasaydı ve bunda da kararlı olsaydı o deliği büyütecek ve kutudan çıkıp kurtulacaktı.

Korku, çünkü eğer siz öğrenciler benden ve notlarının düşmesinden böylesine çok korkmasaydınız, kutuyu açıp fareyi serbest bırakabilirdiniz. Ancak korkudan dolayı size yanlış gelen bir işe göz yumdunuz.

 kararsızlık karikatür ile ilgili görsel sonucu
Hayatta bizi başarıya götüren yolda karşılaşacağımız en azılı düşmanlardır,kararsızlık ve korku.

Kararsızlıkla zaman tüketmeyin, kafanıza tek bir şey koyun ve o yolda ilerleyin. Ve bu yolda size yanlış gelen şeylere göz yummayın.

Göze batmaktan, ses çıkartmaktan korkmayın."


Eskiden Kadın Olmak Daha Kolaydı

YAZAR : Pazartesi, Aralık 03, 2018

 Belki sosyal medyada sizde rastlamışsınızdır, ben bir kaç farklı yerde rastladım. Sizlerle de paylaşmak istedim, ben hak verdim  şahsen ama hak versekte değiştiremedikten sonra bir anlamı yok.
Retro, Ev Hanımı, Aile, Yemek Pişirme

"GÜLÜMSEYEREK OKUDUM🙂🙂🙂

Eskiden kadın olmak daha kolaydı.

Kadınlar sadece evde olur, yemek yapar, çocuk bakarlardı.

Sadece, eşinin geliri düşükse kadın çalışırdı ve çalışan kadına acınırdı.

Kadın çalışıyorsa, evine bakamayacağı düşünülürdü.

Zaten kadın bekarken çalışıyor idiyse bile evlenince evinin kadını olurdu.

90'lı yıllara gelindiğinde kadın sadece evde olmak istemedi, artık çalışmak, ekonomik olarak özgürleşmek istiyordu.

Önce üniversite okumaya, sonra çalışmaya başladı.
Bu kadının hoşuna gitmişti.
Çalışıyor, istedigi gibi harcıyor, geziyordu.

Artık çalışan kadın evli olmak değil bekar olup gününü gün etmek istiyordu.

Yaşasın özgürlük...

Çalışan kadın artık işkolik olmuştu.
Çalışıyor ve yükseliyordu.
Zirveye ulaşmıştı.

Birçok şirkette önce orta kademe, sonra üst kademe yönetici kadın oldu.
Doksanların sonuna gelindiğinde şirketler yalniz ve işkolik 30lu yaşlarında kadinlarla doluydu..

Kızgın, Iş Kadını, Çatışma, Şikâyet

Bu çalışan kadına yetmedi, çıtayı biraz daha yükseltti.

Artık hem evli hem de başarılı çalışan kadın olmalıydı.

Çalışan kadın etrafına bakındı. Başarılı, paralı koca adayları gözden geçirildi..

Adaylardan kel, şişman ve kısa boylu olanlar hemen elendi.
İnce ruhlu, şaraptan anlayan, 14 Subat'ta müthiş sürprizler yapabilen, kimsenin bilmediği yerlerde başbaşa tatillere götüren, yaşamayı seven ve bol bol espiri yapanlar hemen kapışıldı.
Düğün, Gelin, Damat Meşgul, Evlilik, Aşk

Yurt dışından gelinlikler getirtildi. Otellerde muhteşem düğünler yapılıp, Maldivler'e ya da Bali'ye balayına gidildi.

Balayından sonra çalışan kadın hızla iş başı yaptı.

Gündüzleri toplantıdan toplantıya koştururken artık akşam yemeğini de düşünmeye başlamıştı.

Akşam ne yenmeli, nereye gidilmeli, eşinin gömlekleri, pantolonları ütülü mü, kıyafetleri kuru temizlemeciye gitti mi geldi mi?
Marketten alınacakların listesini çıkar, iş çıkışı git al, eve gel, akşam yemeğini hazırla....

Çalışan kadın artık mutluydu. Gece yatağı sıcacıktı. Üzülünce derdini paylaşan, hastalanınca ona bakan, ağlayınca destek olacak bir omuza, göz yaşlarını silecek şefkatli ellere sahipti.
15 saat koşturmak kadına vız geliyordu.
Etraf bu şekilde koşuşturan, ev ile iş arası çift vardiya çalışan kadınla doluydu.

 
Zaman geçiyordu. Çalışan kadın 35 ine yaklaşıyordu.
Biyolojik saati  "bebek, bebek"  diye uyarı vermeye başladı.

Evet çalışan kadın hemen çığlıklar atmaya başladı "Bebek de yaparım kariyer de" diye...
Çalışan kadınlar hemen sosyetik kadın doğumcuların randevularını doldurdular.

Çalışan kadınlar ajandalarına ve islerinin temposuna uygun zamanı seçip hemen mikro enjeksiyonla bebek yapmaya başladılar.

1-2 ay sonra güzel haberler sırayla gelmeye başladı.  Çalışan kadınlar hamileydiler.

Çalışan kadın hem hamile, hem güzel olmak istedi.

Hemen diyetisyenlere koşulup, özel hamile diyetleri alındı, bol bol kivi yenmeye başlandı.

Eskisi gibi tatlı, turşu, börek, Erik aşerilmiyor, karpuz, kivi ve mango isteniyordu gecenin bir yarısı eşlerden.

Çalışan kadın çocuğunu eski usul büyütmeyecekti.

Hemen onlarca hamilelik, bebek büyütme kitapları alındı, bir çok internet sitesine üye olundu, Yoga ve Anne-baba kurslarına yazılındı.

Çalışan hamile kadın artık gün gün takip ediyordu bebeğinin gelişimini.

Bugün 43. gün, bebeğim üzüm tanesi gibi... 59. gün, parmakları oluştu... 89. gün, bugün ilk defa hıçkırdı... 210 uncu günden sonra artık bebeğin matematik zekasının artması için Mozart dinletilecek....

Sonunda mutlu gün geldi.
Çalışan kadın artık anneydi.
3-4 aylık izinden sonra çalışan kadın öldürücü diyetlerle zayıflayarak incecik bir şekilde işbaşı yapmıştı.

Artık başarılı bir yönetici, iyi bir eş ve Anne olarak 24 saat çalışıyordu.
Bebek büyüdükçe, sosyalleşmesi için çalışan kadın cumartesilerini çocuğuna ayırdı.
Artık tüm anneler topluca etkinliklere katılmaya başladılar. Yaş günü partileri,  tiyatrolar, piyano dersleri, basketbol, tenis ve yüzme kurslarının biri bitiyor, diğeri başlıyordu.

 
Çalışan kadına bu da yetmedi. Artık hem çalışıyor, hem iyi bir eş olmaya gayret ediyor hem de annelik yapıyordu.
Çalışan Kadın çıtayı bir kez daha yükseltti.
O artık evinde katkısız, sağlıklı ekmekler, reçeller yapmalı, organik gıdalarla, vitamini bol sebze yemekleri hazırlamalı, çocuğuna ve eşine özel günlerde pastalar yapabilmeli, bu pastaları çok güzel süsleyebilmeliydi.

Bütün çalışan kadınlar yemek yapma kurslarına koşmaya başladılar.

Evlerine ekmek yapma makinaları aldılar.
Toplantı aralarında birbirlerine yemek tarifleri vermeye başladılar.
"Dün nefis bir çavdarlı ekmek yaptım, istersen tarifini vereyim"
"Ben de hafta sonu harika bir pasta yaptım. Evdekiler bayıldı. Bir akşam gelin de size de yapayım".

Bakalım çalışan kadın bundan sonra çıtasını nereye yükseltecek?

Gelelim erkeğe...
Bu süreç içerisinde çalışan erkek ise çıtasını hiç yükseltmedi.
80'lerde, 90'larda ve 2000'lerde hep TV izliyor, bir şeyler içiyor ve maça gidiyordu...".
Yorum sizin:)))


Blogger tarafından desteklenmektedir.