GYİAD - Eşitlik Zamanı

YAZAR : Çarşamba, Ekim 10, 2018



"Dünya hızla dönüşüyor. Teknoloji ve bilim yaşamımızı hızla değiştiriyor. Ancak cinsiyetler arası eşitsizlik maalesef yerini koruyor. Ekonomik ve siyasi hayata, katılımdan, eğitime erişime kadar birçok hayati konuda kadınlar maalesef hak ettikleri değeri tam olarak göremiyor. Oysa toplumun yarısını oluşturan kadınlar, ekonomik ve toplumsal hayatta ve karar alma mekanizmalarında yer aldıklarında, insani gelişme sağlanıyor, toplumlar gelişiyor. Kadına bakış açısı, tüm toplumun geleceğini belirliyor. Bu yüzden GYİAD ‘’Eşitlik Hareketi’’ni başlatarak iş hayatında toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak için harekete geçiyoruz. NEF olarak ‘’Eşitlik Hareketi’’ne inanıyor, hareketin liderlik edeceği projelerin için de gururla yer alacağımızı belirtmek istiyoruz."

Annelik Anılarım

YAZAR : Pazartesi, Ekim 08, 2018

yaramaz çocuk karikatür ile ilgili görsel sonucu
Bir gün unutmaktan korktuğum için buraya yazmak istiyorum. Ayrıca kendimce yaşadığım aydınlanmalarım belki başka annelere faydalı olur.
İlk söylemek istediğim şey ; Anne ne kadar rahatsa çocuğu da o kadar rahat olur arkadaş , iki iki dört kadar kesin:)))
Çocuklarımın bebekliklerinden beri rahat bir anne olamadığından ötürü onların da rahat olmadıklarını büyüdüklerinde fark ettim:) Siz erken fark edin sevgili yeni anneler. Şöyle ki; uyumayı çok sevdiğimden bebeğimin uyumamasından çok korkardım ve özellikle ilk bebeğim uyumayan bir çocuktu, neden acaba? :))))
Mesela kuzenim bir akşam benim Arda'yı uyutmak için çabalamalarımı görünce  bana dedi ki; "napıyorsuuuun?" baktım ve "görmüyor musun uyumayan bir bebeğim var, onu uyutmaya çalışıyorum, uyusun ki rahat rahat sohbet edebilelim" o da  bana "çekil şuradan" diyerek bebeği kucağına aldı, bacaklarında sallamaya başladı. Ondan önce 1 saat ben sallamıştım zaten ve "uyusa da bir an önce kuzenimle sohbet etsem" diye düşünüyor, uyumadıkça da gerim gerim geriliyordum ve oğlum bu gerginliği hissediyor daha çok direniyordu uyumaya:))) Zincirleme olaylar:))) Ama tabi o sıralar ben bunun farkında değildim. Kuzenim 10 dakika sonra oğlumu uyutmuştu. Ama dikkatimi çeken şey onun sakinliğiydi, yani onun enerjisi geçmişti bebeğe ve hemen rahatlayıp uyumuştu. Yani "düşüncelerimiz bir enerjidir, çevremizdekiler hisseder" kişisel gelişim cümlesi doğruymuş, anlamış oldum:))))
yaramaz çocuk karikatür ile ilgili görsel sonucu
Çocuklar uyumayınca çok hırçın olurlar. Benimkilerde uyumayınca hırçın olurlar, ağlarlardı.
İlk çocuğumda yeme problemi de vardı. O zamanlar derdim ki "Arda benim "ne olur ye" diyen bakışlarımı seviyor o yüzden yemiyor. Gerçekten de her çocuğu olmayan insan gibi çocuğum yokken "asla arkasından yemekle dolaşmayacağım" derdim. Ama yaptım. Neyi asla yapmam dediysem yapmak durumunda kaldım. Ahhh şimdiki aklım olsa:)))
Mesela oyalansın diye eline gofret verirdim öğün aralarında. Sonra da çocuk öğünlerde yemek yemezdi, gofret iştahını kapatırdı çünkü.
Geçenlerde bir yazı okudum orada ki bir cümle diyordu ki "çocuklar insana çok şey öğretir, insanın çocuğu olduğunda çok gelişir". Çok hak verdim. Çocuklarımdan çok şey öğrendiğimi düşündüm.
Aslında her şeyi kontrol edeceğim diye kendimizi yıpratmanın pek bir anlamı yokmuş, zaten de edemiyor sadece kendimizi hırpalıyormuşuz. Yani daha sakin bir anne olabilmek çocuk için de kendimiz için de yeterliymiş.
İnsan her yaşta, herkesten bir şeyler öğreniyor. İkinci çocuğumda daha rahattım ve o daha rahat büyüdü.
Yani demem o ki rahat olun sevgili yeni anneler:)


Aslında Zaman Bir Yanılgı

YAZAR : Cuma, Ekim 05, 2018

şimdiki aklım olsaydı ile ilgili görsel sonucu

Bu hafta sonu Hipnoterapi Eğitimi'ne katıldım. Eğitmenleri de, eğitimi de çok sevdim. Öğrenmenin yaşı yok ve eğitimlere katıldığımda benim gibi düşünen çok insan olduğunu görünce çok mutlu oluyorum. "Oldum diyen ölmüştür" diye bir söz var kimin olduğunu bilmediğim bu söz "beşikten mezara kadar eğitim"in önemini anlatıyor.
Dünkü eğitime katılanların yaş ortalaması 40 civarıydı. Bu durumu eşimle konuştuk bu sabah. insanların neden 40 yaş civarı böyle eğitimlere ilgi duyduğunu merak ettik. Ben dedim ki "insan daha gençken üniversite okuyayım, bir iş bulayım, evleneyim çocuk yapayım işleri ile uğraşırken kendini ve hayatı sorgulamaya vakit bulamıyor. Ancak çocuklar büyüyor biraz rahat nefes alıyor o zaman kendini ve hayatı sorgulamaya başlayabiliyor. Belki de öğrenme yaşı gibi sorgulama yaşı da var insanların?".
Yani kendimden örnek verecek olursam ilk gençlik yıllarımda hem çalışıp hem okumakla geçti zamanım. Sonrasında evlendim, çocuğum oldu o biraz büyüdü ikinci oldu. Hiç şöyle bir oturup kendimi sorgulamaya, hayatı anlamaya çalışacak enerjim ve zamanım olmadı. Şimdi çocuklar büyüdü, artık kendi ilgi alanları var, arkadaşları var . Kendime vakit ayırmaya başlayabildim. Ki işte bu da 40'lı yaşlarıma tekabül etti.
şimdiki aklım olsaydı ile ilgili görsel sonucu

Eğitimde tanıştığım insanlarla da aynı şeyleri konuştuk. Genel olarak aynı şeyleri söyledik. Bir uyuduk uyandık, sanki rüyadaydık, 40 yaşımıza gelmişiz:)))
Eğitimcimizin de dediği gibi zaman bir yanılgı. Kime göre, neye göre zaman . Yani biz doğduktan sonra dünya güneşin etrafında 30 kere döndüyse 30 yaşındayız. Böyle düşününce biraz saçma geliyor sanki:))
Hani meşhur bir söz vardır "bana şimdiki aklımı ve gençliğimi verin" diye. Ama maalesef öyle olmuyor. Gençlikte aklın başka çalışıyor, olgunlaşınca başka. Ama çoğu insana sorsanız olgunluklarını daha çok sevdiklerini hatta o dönem üzüldükleri, çabadıkları şeyleri anlamsız bulduklarını söyleyeceklerdir.
Peki ya siz ? Şimdiki aklınızla gençliğinize dönmek ister miydiniz? Ben isterdim sanırım. Neleri yapardım, neleri yapmazdım, neleri farklı yapardım bir düşüneyim bakalım:)))


Ayşe Arman Şeyma Subaşı Röportajı

YAZAR : Perşembe, Ekim 04, 2018
şeyma subaşı ile ilgili görsel sonucu

30 Eylül 2018'de Ayşe Arman röportaj yapmış Şeyma Subaşı ile. Benim dikkatimi çeken gerçekten de bu kadının bu kadar meşhur olması sosyolojik, psikolojik olarak incelenmeli. Toplum yapısı hakkında çok önemli veriler elde edilebilir bu fenomenleri takip edenler incelendiğinde. Çünkü baktığınızda Şeyma Subaşı'nın öyle ahım şahım bir güzelliği , ya da her hangi bir konuda başarısı yok.  Ayşe Arman da röportajında "kısa ve kolay yoldan zenginliğe ve rahat bir hayata kavuştun. O yüzden mi  takip ediliyorsun ?" diye sormuş.  Cevabını merak ediyorsanız buyurun röportaja;
----------- 
"Yıllar evvel o kafeye alınmadım, şimdi sahibiyim!
2.8 milyon takipçisi olan, hem sevilen hem nefret edilen Şeyma Subaşı: Bir itirafla başlayayım...Hayal ettiğimden çok farklı çıktı. Küçücük bir kız o. Ama ben fotoğraflarından, nasıl desem daha kadınsı, daha dişi, daha dişli bir şey bekliyordum.Alakası yokmuş. Tatlı bir voleybolcu çıktı. Pasör olarak Yeşilyurt Spor Kulübü’nde oynamış. “Ama o zamanlar üst bacaklarım daha kalındı!” filan diye girdi meseleye. Filtresi yok. Her şeyi anlatıyor. Çok açıksözlü. Kaprisi de yok. Allah sizi inandırsın, fotoğraf çekimine bir buçuk saat geç gittim. Çay may içmiş Emre’nin stüdyosunda. Problemsiz, komplekssiz bir tip. İşler kolay ilerliyor. Fotoğraf diyorsun, gösteriyorsun, “Hepsi uyar bana!” diyor. Pratik. Aynalara yapışmıyor, ikide bir makyaj yapmıyor. Doğal, kendi gibi genç bir insan. “Rol modeliyim” demiyor, “Gençler beni örnek alsın” demiyor, “Benim yaptığım doğrudur!” demiyor. Kendi hayatını yaşıyor ve onu Instagram’da sergiliyor. Artık herkesin yaptığı gibi... Ama onu 2 milyon 800 bin kişi takip ediyor. Fotoğrafları 140 milyon izleme alıyor. Beğenirsiniz beğenmezsiniz, eleştirirsiniz eleştirmezsiniz, seversiniz sevmezsiniz... Ama o bir gerçek. Bu çağın gerçeği... Ve onu bu noktaya getiren de biziz.
Karşımda sosyolojik bir vaka duruyor...
- Nasıl yani? Bu iyi bir şey mi, kötü bir şey mi? Saldırı bu sefer nereden gelecek?
Saldırı değil, bir tespit. Sen pek çok genç kadının olmak istediği bir ‘bilgisayar uygulaması’ gibisin.
- Öyle mi düşünüyorsun?
Evet. Bir zamanlar Acun böyleydi. Herkes firarda olmak isterdi. Şimdi insanlar Şeyma olmak istiyor. Hızlı bir şekilde meşhur oldun, hatta marka oldun. Dünyayı geziyorsun, festivalleri takip ediyorsun, özgürlük hissi veriyorsun. Parayı iyi kullanıyorsun. Güzel giyiniyorsun. Seksisin. İnceciksin. Modernsin. Gençsin. Sevdiğin adamdan, evli olmadığın halde çocuk yapacak kadar gözü karasın. Güzel dans ediyorsun. Her gün başka yerden bildiriyorsun. Hayatın keyfini çıkarıyorsun. En azından seninle ilgili algı bu. Bir de tabii ölesiye nefret edenler var! ‘Bestseller’ kitap gibisin. Ama sana kızıyorlar, “Neden derin bir roman değilsin. Neden çok satıyorsun? Neden insanlar seni takip ediyor!” diye. Aslında ortada kızılacak biri varsa sen değilsin, seni sosyal medyada takip eden 2.8 milyon! Çünkü senin hayatını merak edip sana özenen ve seni var eden onlar! Hem takip ediyorlar hem de sürekli çamur atıyorlar! Bütün bunlar seni zorluyor mu?
- O kadar alıştım ki insanların saldırmasına, eleştirmesine... Hayır, bana pek dokunmuyor! İnsanların benimle ilgili düşüncelerini çok fazla takan biri değilim. Kendi işime, hayatıma bakıyorum. Çünkü biliyorum ki, kimsenin hakkımdaki düşüncesini değiştiremem. İnsanlar, inanmak istediğine inanıyor.
Umursamıyor musun yani?
- Taş değilim, tabii ki umursuyorum ama eskisi kadar üzülmüyorum. Hayatımı onlara göre yaşamıyorum. Onların olmamı istediği insan olmak zorunda değilim. Kabul et ya da etme, ben benim, bu hayat da benim hayatım. Kimseye zararım yok.
şeyma subaşı ile ilgili görsel sonucu
ŞÖHRETİN KİTABINI YAZABİLİRİM
Sen hep mi böyleydin?
- Evet. Hep kafamın dikine giderdim. Acun’dan önce de... Annem ve babam, “Şeyma şunu yapma!” dediklerinde, ben yapmak istiyorsam yapardım. “Bu iyi bir şeydir!” demiyorum. Kimseye de “Benim gibi yapın!” demiyorum. Ama ben böyleyim. Özgür bir ruhum. Kafasına eseni yapanım. Ve ne hissediyorsam takır tukur söylerim. Başıma iş de açıyor bu kadar direkt ve açıksözlü olmam.
Peki sence başkalarının olmanı istediği kadın nasıl biri?
- Galiba bu kadar gezip tozmayan, daha gizli saklı, korunaklı ve hayatını milyonların önünde yaşamayan... Ama onlar öyle istiyor diye gezmekten, dans etmekten vazgeçecek değilim! Çünkü seviyorum. İnsanlar Instagram’da gerçek Şeyma’yı görüyor. Asıl başka türlü davranırsam sahte olur. Dobralık başıma bela.
Meşhurluğun kitabını yazabilir misin?
- Böyle dediğim için de sinir olacaklar ama evet, yazabilirim! Bu çağda, bu dünyada, meşhur olmak çok kolay aslında. Ama tabii bir süreliğine... Sosyal medya sayesinde Holywood yıldızları bile artık yakın. Bir yorum yazıp onlara bile ulaşabiliriz. Çıplak fotoğraf verirsin, bilmem ne yaparsın... Evet, rezil de olursun ama nihayetinde ‘ünlü’ olursun! Sabun köpüğü gibi gider ama ‘şöhret’ denilen şeyi bir süreliğine yaşamış olursun. Mesele ünlü olmak değil, o ünü sürekli kılabilmek. Besleyebilmek ve devam ettirebilmek.
Peki sen kendi durumunu nasıl değerlendiriyorsun?
- Ben hep söylüyorum: “Beni ünlü yapan sizsiniz!” diyorum. Yoksa kendimi yırtmadım ünlü olayım diye. Taktik maktik gütmedim. Kendimi olmadığım gibi göstermeye de çalışmadım. Instagram’da gerçek hayatımı yansıttım. Orada sahte hiçbir şey yok. Onlar da bunu sevdiler, takip ettiler, ediyorlar. Kızım Melisa’yı koydum, sporumu koydum, günlük yaşadığım hayatı koydum. Partiye gittim, kulübe gittim, festivale gittim, dansımı koydum. Kıyafetlerimi koydum. Çünkü ben böyle giyiniyorum. Sen bana sığ diyorsan diyebilirsin ama 2 milyon 800 bin kişiye de sığ demiş oluyorsun!
Sanki Acun’dan bağımsız bir marka oldun. Bu sana zevk veriyor mu?
- Beni insanlar tabii ki Acun’la tanıdı. Ama sonrasında kendi tarzımı, sosyalliğimi, enerjimi sevdiler. Belki başta dediler ki, “Acun gibi herkesin hayran olduğu biri bu kıza neden âşık oldu?” Ama sonra onlar da takılı kaldı bana.
Hâlâ emin misin Acun’un sana çok âşık olduğundan?
- Acun bana çok âşık. Çok çok âşık.
Seni kıskanıyor mudur çaktırmadan?
- İşle alakalı mı? Bence gurur duyuyor. Acun gerçekten çok özel biri. Hiçbir kıskançlık duygusu olmayan, insanları hep teşvik eden biri. Benim gelişmem, kendi başıma bir şeyler yapmam onu ancak mutlu eder.
Peki seni kadın olarak kıskanıyor mudur?
- (Gülüyor) Olabilir.
Milyonlar seni neden takip ediyor? Bazıları da çaktırmadan ediyor.
- Rimel sürme biçimim bile hemen taklit ediliyor. Kızacaklar böyle söylediğim için ama inan böyle. Kâkül kestirdim, şimdi pek çok insan kâkül kestiriyor.
Genç insanlar günümüzde her şeyi istiyor. Hem de kısa yoldan ve çabuk...
- Bunun sorumlusu ben miyim?
Değilsin ama işte, sen de hızlı ulaştın. Eskiden kariyer istiyorlardı. Şimdi her şeyi istiyorlar. “Çocuğumu da yapayım, güzel de olayım, seksi de olayım...” O zaman seni görüyorlar, sen her yere Melisa’yla gidiyorsun, hayatın gezmekle geçiyor, seksi ve güzelsin... 
- Evet ama böyle tek örnek ben değilim. Dünyada anne olup çocuklarıyla seyahat eden birçok insan var. Ben Türkiye şartlarına göre sıradışı bir hayat yaşıyorum doğru ama sıradışı demek yanlış demek değil. Yaşadığım hayatın çok rahat gözükmesi birçok insana itici gelebilir, bu da çok normal. Ben insanlara kendimi sevimli göstermek için bir şey yapmıyorum, mutlu olduğum gibi yaşıyorum.

GECELERİ YATAKTA AĞLARKEN YANIMDALAR MIYDI?
Âşık olduğun evli bir adamdan hamile kaldın. Başa dönmek istemiyorum ama mutlu sonla biten bu hikâye bile eski normlara aykırı.
- Elbette. Bizim durumumuzda bu hikâyedeki kadın taşlanmalıydı. Ortalıkta çok görünmemeliydi. Ama ne oldu? Bana medyadan destek veren olmasa da sonunda Şeyma’nın bilmem kaç milyon takipçisi oldu! Şeyma şu anda dışarıda fotoğraf çektirmekten yürüyemiyor. Bu arada hep nefret edenlerden söz ediyoruz ama benim çok sevenim de var. Gençler çok seviyor beni. Normalde gençler kimlere hayran oluyor? Ya dizi oyuncularına ya sanatçılara, değil mi? Ama dizi oyuncuları, onlara verilen karakteri canlandırıyorlar. Ve gençler de aslında o karaktere hayran oluyor. O oyuncunun ya da sanatçının gerçek karakterinin nasıl olduğunu bile bilmiyorlar. Tamam ben bir oyuncu değilim, sanatçı değilim ama ben birebir kendimi yansıtıyorum. O yüzden bu kadar takipçim var!
35 üstü kadınların sana bir gıcığı var sanki...
- Sosyal medya istatistiklerine bakarak böyle diyebilirsin. Ama sokakta gördüğüm insanlar bana gayet tatlı ve sıcak davranıyorlar.
Zaten seni canlı gören, “Ah canım! Fotoğraflarından seni başka bir şey zannediyordum, daha çocukmuşsun!” der.
- Öyle diyorlar zaten!
Bir şeylere emeksiz ve kolay yoldan ulaştığını düşünenlere verecek cevabın nedir?
- Benim emek vermediğimi nereden biliyorlar? Ya da acı çekmediğimi? Geceleri yatakta ağlarken yanımdalar mıydı? Yaşadığım onca şeyde ne kadar üzüldüğümü, neler çektiğimi biliyorlar mı? Öyle kolay olmadı hiçbir şey. Bu önyargı. Bunu anlayabiliyorum. Ama nefrete dönüşmesini anlayamıyorum.
ÅŸeyma subaşı ile ilgili görsel sonucu 




ANNELİK DAHA ÇOK ‘TIK’ ALIYOR
Annelik mi seksilik mi daha çok ‘tık’ alıyor?
- Annelik kesinlikle! Kızımla fotoğrafım bütün like’ları topluyor. En çok masum, tatlı fotoğraflarım beğeniliyor. Ben bu işin uzmanı oldum, neyin sevilip sevilmeyeceğini biliyorum. Bazı fotoğraflarımı koyarken, insanların bıdı bıdı yapacağını biliyorum. Yine de paylaşıyorum çünkü o da benim ve orada durmalı. Diğer herkesin yaptığından farklı bir şey yapmıyorum. Suçsa, herkes bu günaha ortak. Bütün blogger’lar, influencer’lar, ünlüler, ünsüzler, herkes yaşadığı her şeyi çekiyor ve koyuyor. Her şeyini paylaşıyor. Niye en suçlu ben oluyorum?


ACUN, LÜTFEN DİKSİYON DERSLERİ ALABİLİR MİYİM?

Healthyish tutar mı?
- Tutacağını düşünüyorum.
 Yoksa üç gün sonra o kafeden sıkılacak mısın?
- Olur mu? Her şeyiyle bizzat uğraştım. Çok heyecanlıyım.
Kendimi geliştireyim diye bir derdin var mı?
- En son Acun’a “Lütfen diksiyon dersi alabilir miyim? Daha doğru konuşmak istiyorum” dedim. Acun direkt kötü fikir olduğunu söyledi. “Ben seni kendin gibi olduğun için seviyorum. Bütün doğallığın bozulur! İlle bir kursa gitmek istiyorsan, İspanyolca kursuna git” dedi. Haklı galiba, ben de İspanyolcamı geliştirmek istiyorum ama gezmekten vakit bulamıyorum.
“Anneyim artık, gezmemem lazım kulüplerde!” filan diyor musun kendine?
- Ben de ne zaman durulacağım diye bekliyorum. Enerjim biraz düşse de gitmesem.
Ben Acun karışır zannediyordum.
- Hiç karışmıyor. Biz şuna inanıyoruz onunla. Eğer sen mutluysan, karşındakini de mutlu edersin. Formül bu. Ben mutluyum ve Acun’u yükseltebiliyorum, mutlu edebiliyorum. Mutsuzsam onu nasıl mutlu edeyim ki?

KARDASHIAN DİYENLER HAKLI

Sen ‘it girl’* müsün?
- Evet, öyleyim. Dünya çapında da olmaya başlıyorum. Amerika’dan ve çeşitli ülkelerden takipçilerim var.
Kardashian benzetmesi sana uyuyor mu?
- Uyuyor! Sev ya da sevme, ben de onların yaptığının benzerini yapıyorum. Onlar nasıl başladı? Snapchat’te sürekli video koyarak, o hayatı göstererek... Sonunda reality show’a dönüştü. Benim hayatım da öyle.
Peki bu seni rahatsız etmiyor mu?
- Hayır, etmiyor! Artık öyle bir çağda yaşıyoruz ki, hepimiz kısmen böyleyiz. Ben kendi reality show’umu ortaya koydum, insanlar da onu izledi, takip etti. Reytingim oldu. Instagram’da 140 milyon izlenmem varmış. Beni takip eden 2.8 milyon ama fotoğraflarıma bakılma sayısı 15 milyonmuş. En fazla tıklanma da 140 milyon. Acun diyor ki, “Bunlar normal rakamlar değil!”
“Bir bilim kadını, bir sporcu, insanlığa benden daha faydalı biri rol model olmalı gençlere” dediğin olmuyor mu?
- Olmaz mı? Her zaman diyorum. Allah belamı versin, sen şu anda benim Acun’a sürekli anlattığım şeyi söylüyorsun. O yüzden bana niye kızıyorlar anlamıyorum, rol modelim demiyorum ki.
Bu güç seni de şaşırtıyor mu?
- Ayakları yere basan biriyim. Evet, süper lüks bir hayat yaşıyor, Kendall Jenner’larla aynı ortamda dans ediyor olabilirim ama yarın ne olacağını bilemem. Hayatta her şey hepimiz için. Ayağım burkulabilir, yüzüme kezzap yiyebilirim, ölebilirim... Yarın sıfırlanabilirim parasal anlamda. Bu benim enerjimi düşürür ama yine bir çıkış yolu bulurum kendime. Gücüm para değil benim, karakterim.
  ÅŸeyma subaşı ile ilgili görsel sonucu
POLİTİKA HAKKINDA BİR ŞEYLER BİLİYOR OLMAK İSTERDİM

En çok nede zorlanıyorsun?
- Daha çok kitap okuyabilmek isterdim. Hiç okumuyor değilim ama istediğim kadar okuyamıyorum. Bazen uçaklarda okuyorum, yatmadan önce okuyorum. Ablam çok kitap okur mesela, kütüphanesi var.
Harika bir şey, ben de isterdim. Politika hakkında bir şeyler biliyor olmak isterdim.
SEN BENİM KADIN VERSİYONUMSUN!
Bin yıllık Burning Man ve Coachella festivalleri sen gidince Türkiye’de patladı.
- Evet öyle. Oralarda eğlenmek bile kolay değil. Gerçekten o atmosferi hissedebiliyorsan oraya uyum sağlayabiliyorsun.
Kıyafetlerini önceden mi planlıyorsun?
- Burning Man valizimi gitmeden iki gün önce yaptım. Dedim ki, bu sene kıyafet mıyafet düşünmek istemiyorum. Sadece gideceğim ve eğleneceğim. Bir tek arkadaşıma bile “Bir kare fotoğrafımı çeker misin?” demedim. Ha bire grup fotoğrafı çektirdim. Eğlendiğim anları çektim.
Yanında fotoğrafçı yok muydu yani?
- Hayır. Belki öyle de zannediyorlardır. Benim ne fotoğrafçım ne makyözüm var. Yanımda kim varsa o çekiyor.

O İŞKOLİK, BEN GEZMEKOLİK

“Her şeyi bırakalım, Acun’la baş başa olayım, ölümlü dünya. Bir program daha, bir format daha, bir milyon takipçi daha... Nereye kadar?” dediğin oluyor mu?
- Oluyor. Mesela şimdi baş başa Londra’ya gideceğiz. Bizim böyle Londra seyahatlerimiz oluyor baş başa. Ama artık başka bir şey olmuşuz. Nasıl anlatırım bilmiyorum. O zehri almışız. İkimiz de aynıyız, iş hayatından, bu tempodan, hareketten keyif alıyoruz. Acun her zaman söyler, “Sen benim kadın versiyonumsun!” diye. O işkolik, ben de gezmekolik. Bir de sosyal medya seviyorum. Birbirimizi çok güzel dengeliyoruz. İkimiz de mutlu olduğumuz şeyleri yapıp güzel yerlerde buluşup birbirimizi çok güzel mutlu edip yükseltip, sonra tekrar devam ediyoruz. Ayrı ayrı noktalarda, farklı farklı yaşadığımız keyiflerimiz var ama. Mesela Dominik’te oturup TV8 izliyoruz.

BEN KÜÇÜĞÜM, 21 YAŞ VAR ARAMIZDA

Melisa demiyor mu “Benim evim neresi?”
- “Hepsi evim” diyor. İstanbul’da, Çeşme’de, Dominik’te ve Miami’de evimiz var. Bu dört yerde hepimizin giyinme odaları var. Kıyafet taşımıyoruz. Dört yerde birden yaşıyoruz. Ama Melisa’da da, bende de aynı şey var. Mesela şu anda İstanbul’dayız ya, Miami’yi özlüyoruz. Miami’deyken Çeşme’yi, Çeşme’deyken de Dominik’i özlüyoruz. Acun Melisa’ya “Küçük Şeyma!” diyor. Acun da aslında bizim gibi, bir yerde üç günden fazla duramıyor.
Uçaktan filan hiç korkmuyor musun?
- Yok hiç. Bazen arada türbülans olunca şöyle bir bakıyorum ama korkmuyorum. Bizim uçaklar ha bire bakıma, pilotlar her ay eğitime gidiyor. Genelde Acunsuz uçuyorum, o benimle gelmiyor ki partilerime, festivallerime... Milano Moda Haftası’ndaydım, “Gel” diyorum, ben onu davet etmiyor değilim. Ama adam artık 150 ülke gezmiş, kendini işiyle o kadar tatmin ediyor ki, istemiyor. Sanırım iş konuşmak daha mutlu ediyor onu. Ben çok küçüğüm, 21 yaş var aramızda. Daha gezmek, öğrenmek, görmek istiyorum. Ha bire beslemek istiyorum kendimi.
EĞLENCELİ BİR ANNE GİBİ GÖZÜKSEM DE BİRDEN HÖTLERİM

Kızın için endişelenmiyor musun sosyal medya önünde büyüyor diye?
- Bu çağın da gerçeği bu. Bu arada eğlenceli bir anne gibi gözüksem de birden hötlerim. Büyük konuşmak istemiyorum ama şımarık bir çocuk olmayacak. Her istediği oluyor diye bir şey yok. Seneye ilkokula başlayacak. Hâlâ düşünüyoruz Miami mi İstanbul mu?
şeyma subaşı ile ilgili görsel sonucu
ANLATAYIM... O ŞEHİR EFSANESİNİN ASLI ŞÖYLE...
Bebek’te kafen açıldı...
- Evet, çok mutluyum. Acun’a iki senedir bunun iyi fikir olduğunu söylüyordum. Dünyanın her yerinde, L.A’de, Miami’de, New York’ta böyle sağlıklı yemeklerin ve salataların olduğu kafe trendi var. Ben de annemin şahane yağlı ama çok lezzetli yemekleriyle büyüdüm. Ama ne oluyor? İnsan gezdikçe, gördükçe, sağlıklı beslenmenin, kendini genç tutmanın, daha iyi bir vücuda sahip olmanın yollarını öğreniyor. “Şeyma Subaşı hiçbir şey yapmıyor, geziyor” diyorlar ya, aslında tabii ki kendime çok şey kattım. Kaliteli yaşamanın koşullarını öğrendim. Bizim kafedeki mönülerimiz tamamen sağlıklı. Ben 51 kiloyum. Yıllar içinde neyi, nasıl yemem gerektiğini, neyin bana iyi geldiğini, neyin yaramadığını öğrendim. Kafemde de herkese iyi gelecek sağlıklı şeyler var.

'OTURAMAZSINIZ, YERİMİZ YOK’ DEDİLER

O şehir efsanesi doğru mu? Güya seni o kafeye almamışlar, sen de yıllar sonra kafeyi satın almışsın!
- Ben sana doğrusunu anlatayım: Bebek Şenliği’nin olduğu bir gün Bebek Parkı’ndaydım. Melisa 6 aylıktı. Yanımda da yardımcım vardı. Melisa kucağımdaydı. Elimizde çantalar, puset filan... Oturacak bir kafe aradık. Happly Ever After’a yürüdük, bütün masalar boştu, iki masa doluydu sadece. İşletme müdürüne “Burada oturabilir miyiz?” diye sordum. Ama o iki dolu masada, herkesin zannettiği kişi yoktu. Yani onun bu olayla bir alakası yok. Fakat bana “Hayır, oturamazsınız! Yerimiz yok!” dediler. Ben de oradan çıktım. Bir şey demedim. Ne diyeceğim? “Beni niye almıyorsunuz” mu? Ayşe Kucuroğlu da yoktu orada ama bir şekilde almadılar beni. Doğru yani kafeye alınmadığım. Ama yemin ediyorum, hatta kızım üzerine yemin ederim, “Göreceksiniz, ben burayı satın alacağım!” gibi bir düşünce aklımın köşesinden bile geçmedi. Ama hayat ilginç işte, o kafe sonunda benim oldu! Bu arada Ayşe’yle de gayet iyiyiz şu anda, hiçbir sorunumuz yok. O zaman öyle olması gerekiyordu demek ki. Ben takılmam bu tür şeylere.
ACUN BİR ÇOCUK DAHA İSTİYOR!

Bir daha çocuk yapar mısın?
- Bu soru herkesten geliyor. Ne zaman göbeğimle fotoğrafım çekilse “Hamile misin?” diye soruyorlar. Aslında çok mutluyum böyle Melisa’yla ama galiba yapmalıyım. Allah bilir.
Acun ne diyor?
- Dört çocuğu var ama hâlâ istiyor.
Oğlu yok değil mi?
- Evet ama öyle dertleri de yok. Bütün çocuklarını aşırı seviyor.
Suçluluk duyuyor musun “Ben bir anneyim, kulüplerde dans ediyorum” diye?
- Yok ya! Niye ki? Yanlış hiçbir şey yapmıyorum ki.
Yanına arkadaşlarını koyuyor mu Acun?
- Hayır, hiç öyle bir şey yok. Acun’un tanıdığı arkadaşlarım da pek az. Ben tanıştırıyorum onu.
Seni bir yerlere yollarken yanına muhafız gibi birini koymuyor mu?
- Alakası yok. Acun kendine çok güvendiği için bana da güveniyor. Ben kendime çok güvendiğim için Acun’a çok güveniyorum.

  

Kendini Sevmenin Gücü-1

YAZAR : Çarşamba, Ekim 03, 2018
kendini sevmeyi öğrenmek ile ilgili görsel sonucu
Doğduğumuz andan itibaren çevreden aldığımız uyarılarla kendimizi eleştirmeyi öğreniriz. Annemiz, babamız, okuldan arkadaşlarımız, mahalleden arkadaşlarımızın bize söyledikleri sözler bir süre sonra iç sesimiz olur. Ve bu iç ses bazen hatta çoğunlukla çok acımasızdır.
Başkalarına asla söyleyemeyeceğiniz, hani derler ya "kavgada bile söylenmez" ondan bile kötü şeyleri söyleriz kendimize ve acımasızca eleştiririz. Kendinize söylediğiniz şeyleri bir başkasına söylediğinizi hayal edin. Çok korkunç geliyor değil mi? Öyleyse kendimize neden böyle davranıyoruz? Kırıcı, yıpratıcı şekilde konuşuyoruz. "Seni aptal, tam bir geri zekalı gibi davrandın vb.... " diyebiliyor muyuz başkalarına. Ama kendimize rahatlıkla diyoruz.
Bu iç sesimiz olumsuz şeyler söylediğinde onu  susturmamız , bize daha güzel şeyler söylemesini sağlamamız gerek.
Biliyoruz ki duygularımızı düşüncelerimiz oluşturuyor . Yani kendimiz hakkında olumsuz düşünürsek kendimizi pek iyi hissetmeyiz öyle değil mi? " Bir mermeri delen su damlasının gücü değil sürekliliğidir" diye bir söz vardır ya sürekli kendimizle böyle konuşursak bir süre sonra kendimizi sevmemek kaçınılmaz olur. Hiç bir şeyini beğenmediğiniz, eleştirdiğiniz insanı sevemezsiniz.
Hepimizde çocukluktan gelen bilinç altı kodlaması olarak değersizlik inancımız vardır. Değersizlik ve kendini sevmeme duygularından az çok hepimiz muzdaribiz. Bazılarımız biraz daha fazla .Bunu da çeşitli şekillerde gösteririz aslında. Mesela daha pahalı evlere, arabalara, mevkilere , daha çok paraya sahip olmak isteriz ki içimizde ki bu değersizlik duygusu toplum tarafından takdir görüp azalsın. Ama tüm bu dışsal tatminler geçicidir. İçsel olarak tatmin olmak kalıcıdır.
Peki kendimizi sevmeyi öğrenebilir miyiz? Değersizlik inancından kurtulabilir miyiz? Ne faydası olacak bunun bize? 
Kendimizi sevmeyi öğrenebiliriz, değersizlik inancından kurtulabiliriz. Kendimizi çok daha iyi hissederiz, bir çok fiziksel ve psikolojik rahatsızlıktan kurtulabiliriz. 
kendini sevmeyi öğrenmek ile ilgili görsel sonucu 
Onun için şu andan itibaren kendimizi eleştiren iç sesimizi fark etmeye başlıyoruz. Farkında olmak iyileşmenin en büyük adımıdır. Sorunu fark etmeden çözemeyiz. Artık biliyoruz , içimizdeki eleştirmen bizi daha stresli yapıyor ve streste bütün hastalıkların sebebi. 
Bu yazı dizisiyle sizlere kendini sevmenin yollarını anlatacağım. İlk yazım farkında olmaktı . Artık hepimiz fark ettik değil mi o iç sesi? Eleştirmeni susturmaya ya da söylediklerini biraz daha şefkatle cevaplamaya başlayabiliriz. 

Blogger tarafından desteklenmektedir.