Annen Ölse de Mitokondrisi Sende

YAZAR : Pazartesi, Aralık 10, 2018
Hamile, Gebelik, Anne, Çocuk, Kadın

ALINTIDIR...
**************
Annen Ölse De...
Mitokondrisi Sende !!!
**************

Neden anne önce, baba sonra diye soranlara:

Şikago'da yaşayan ünlü Türk genetikçi Hande Özdinler'in annesinin vefatından sonra yazdığı hem bilimsel hem de duygusal yazısı

Mitokondrisi bende kaldı

Annem vefat etti, onu yıkadık, pakladık, demir tabuta koyup Türkiye’ye uçakla getirdik. Oğlunun üstüne, eşinin yanına, toprağın içine sanki bir tohum eker gibi nazikçe, dualarla bıraktık. Bir ömür bitti, annem gitti...

Ama annemin mitokondrisi bende kaldı. Benim hücremde, benim her hücremde annemin mitokondrisi var. Her nefes alışımda, her kalp atışımda, her elimi uzatışımda, her düşüncemin başlangıcında, ne için enerji harcıyorsa bu vücudum işte orda annemin mitokondrisi var. Annem gitti belki ama mitokondrisi bende kaldı...

Enerji santrali, kaynağı anne

İnsanın başlangıcı olan o ilk iki hücrenin yumurta olanı büyük ve zengindir. İçinde bir hücrenin yaşaması, çoğalması, değişmesi için gerekli olan her şeye ve bir ömür gerekli olacak enerjiyi üretecek mitokondriye de sahiptir.

Mitokondri, hücreye enerji veren, canlı olmasının temelini sağlayan organeldir ve babadan değil, anneden gelir. Anne her çocuğuna enerjisini verir, enerji üretme mekanizmasını verir. Harcanan her enerji annenin çocuğuna verdiği mitokondriden gelir.

Dolayısıyla anneler vefat edebilir ama anneler ölmez!!! Biz farkında olmadan annelerimizi gizli bir şifre gibi her hücremizin içinde taşırız. Annemiz vefat etse de bize enerji vermeye devam eder. Ben bunu yazarken ve siz bunu okurken annelerimizin bizlere miras bıraktıkları mitokondrinin ürettiği enerjiyi kullandık farkında mısınız...

En karmaşık yapı

Mitokondri hücre içindeki organellerin en karmaşık ve ilginç olanlarından biri. Kendine has DNAsı var, kendine özgü kişiliği var, kendisine has proteinleri var, çalışma mekanizması ve prensibi var. Hem enerji üretir hem hücreyi ölümlerden korur, bölünür, çoğalır, hücre içinde dolaşır, nerede enerji lazım oraya gider.

Hücre içinde sanki annemizmiş gibi çalışmaya biz ölünceye kadar devam eder. Ve her kadın mitokondrisini çocuğuna armağan eder, dolayısıyla hayat enerjisi anneden anneye geçer.

Bu yüzdendir ki kim nerden gelmiş, kim kimin atası diye insanlık tarihi araştırması yapıldığında erkeğe değil, kadına bakarlar. Analarımızın mitokondri DNA’sına, o DNA’nın nerelere gittiğine, kimlerden kimlere geçtiğine bakarak yaşam enerjisinin haritasını çıkararak bilirler kimiz ve nereden geldik...

Ben bugün laboratuvarımda mikroskopumun başında annemi düşünüyorum. 15 Ağustos sabahı vefat etti annem, elimden bir su tanesi gibi kayıp gitti...

Annem benim vefat etti ama ölmesi mümkün değil, çünkü mitokondrisi bende kaldı...

Kararsızlık ve Korku

YAZAR : Çarşamba, Aralık 05, 2018

Hedef, Kararsızlık, Yol, Seyahat

Bugün bir hikaye paylaşmak istiyorum sizlerle. Sosyal medyada okudum . Bana bir şeyler anlattı. Belki size de anlatır. 

*"Aykırı profesör, elinde bir fare ve bir kutu ile salona girdi. Öğrencilerin şaşkın bakışları arasında fareyi kutunun içine koydu ve kutuyu kapattı.

Kutunun hava almadığı açıktı. Salona dönerek: 
_“Bu kutuya iki gün kimse dokunmayacak dokunan bu dersi geçemez!..” dedi ve salondan çıkıp gitti.

Salondaki öğrenciler olaya bir anlam verememişlerdi. Kimisi kutunun içindeki fareyi çıkarmayı düşündü ama cesaret edemedi.İki gün boyunca ders görülen sınıfta kutu öylece kaldı. Öğrenciler ne olacağını merak ederek iki gün geçirdiler.

Düşünme, Oda, Kararsız, Kararsızlık

İki gün sonunda profesör salona girdi ve kutuya yaklaşarak açtı. Tabi ki, kutunun içindeki fare artık yaşamıyordu. Öğrencilerden birçoğu üzülmüştü. Profesör sınıfa dönerek farenin neden yaşamını yitirmiş olabileceğini sordu.

Sınıftan birçok farklı ses ve fikir yükseldi;

─ Havasızlıktan…
─ Açlıktan…
─ Susuzluktan…

Her öğrenci olabilecek ihtimalleri saymıştı.

Profesör kutuyu havaya kaldırıp içini öğrencilere gösterdi. Kutunun her tarafı kemirilmiş vaziyette ve minik deliklerle kaplıydı. Profesör konuşmaya devam etti;

─ Görüyorsunuz değil mi? Fare anlaşıldığı üzere bu kutudan çıkmak için epey mücadele etmiş. Bunu kutunun içindeki minik diş izlerinden ve irili ufaklı deliklerden anlıyoruz. Ancak şu var ki farenin hayatını sizin dediğiniz gibi ne havasızlık nede açlık aldı. Buna sebep olan iki şey var;
"Kararsızlık ve Korku" 

Kararsızlık, çünkü fare kutunun her yerini parçalayıp, her noktayı ayrı ayrı kemireceğine sadece tek bir köşesini ısırıp parçalasaydı ve bunda da kararlı olsaydı o deliği büyütecek ve kutudan çıkıp kurtulacaktı.

Korku, çünkü eğer siz öğrenciler benden ve notlarının düşmesinden böylesine çok korkmasaydınız, kutuyu açıp fareyi serbest bırakabilirdiniz. Ancak korkudan dolayı size yanlış gelen bir işe göz yumdunuz.

 kararsızlık karikatür ile ilgili görsel sonucu
Hayatta bizi başarıya götüren yolda karşılaşacağımız en azılı düşmanlardır,kararsızlık ve korku.

Kararsızlıkla zaman tüketmeyin, kafanıza tek bir şey koyun ve o yolda ilerleyin. Ve bu yolda size yanlış gelen şeylere göz yummayın.

Göze batmaktan, ses çıkartmaktan korkmayın."


Eskiden Kadın Olmak Daha Kolaydı

YAZAR : Pazartesi, Aralık 03, 2018

 Belki sosyal medyada sizde rastlamışsınızdır, ben bir kaç farklı yerde rastladım. Sizlerle de paylaşmak istedim, ben hak verdim  şahsen ama hak versekte değiştiremedikten sonra bir anlamı yok.
Retro, Ev Hanımı, Aile, Yemek Pişirme

"GÜLÜMSEYEREK OKUDUM🙂🙂🙂

Eskiden kadın olmak daha kolaydı.

Kadınlar sadece evde olur, yemek yapar, çocuk bakarlardı.

Sadece, eşinin geliri düşükse kadın çalışırdı ve çalışan kadına acınırdı.

Kadın çalışıyorsa, evine bakamayacağı düşünülürdü.

Zaten kadın bekarken çalışıyor idiyse bile evlenince evinin kadını olurdu.

90'lı yıllara gelindiğinde kadın sadece evde olmak istemedi, artık çalışmak, ekonomik olarak özgürleşmek istiyordu.

Önce üniversite okumaya, sonra çalışmaya başladı.
Bu kadının hoşuna gitmişti.
Çalışıyor, istedigi gibi harcıyor, geziyordu.

Artık çalışan kadın evli olmak değil bekar olup gününü gün etmek istiyordu.

Yaşasın özgürlük...

Çalışan kadın artık işkolik olmuştu.
Çalışıyor ve yükseliyordu.
Zirveye ulaşmıştı.

Birçok şirkette önce orta kademe, sonra üst kademe yönetici kadın oldu.
Doksanların sonuna gelindiğinde şirketler yalniz ve işkolik 30lu yaşlarında kadinlarla doluydu..

Kızgın, Iş Kadını, Çatışma, Şikâyet

Bu çalışan kadına yetmedi, çıtayı biraz daha yükseltti.

Artık hem evli hem de başarılı çalışan kadın olmalıydı.

Çalışan kadın etrafına bakındı. Başarılı, paralı koca adayları gözden geçirildi..

Adaylardan kel, şişman ve kısa boylu olanlar hemen elendi.
İnce ruhlu, şaraptan anlayan, 14 Subat'ta müthiş sürprizler yapabilen, kimsenin bilmediği yerlerde başbaşa tatillere götüren, yaşamayı seven ve bol bol espiri yapanlar hemen kapışıldı.
Düğün, Gelin, Damat Meşgul, Evlilik, Aşk

Yurt dışından gelinlikler getirtildi. Otellerde muhteşem düğünler yapılıp, Maldivler'e ya da Bali'ye balayına gidildi.

Balayından sonra çalışan kadın hızla iş başı yaptı.

Gündüzleri toplantıdan toplantıya koştururken artık akşam yemeğini de düşünmeye başlamıştı.

Akşam ne yenmeli, nereye gidilmeli, eşinin gömlekleri, pantolonları ütülü mü, kıyafetleri kuru temizlemeciye gitti mi geldi mi?
Marketten alınacakların listesini çıkar, iş çıkışı git al, eve gel, akşam yemeğini hazırla....

Çalışan kadın artık mutluydu. Gece yatağı sıcacıktı. Üzülünce derdini paylaşan, hastalanınca ona bakan, ağlayınca destek olacak bir omuza, göz yaşlarını silecek şefkatli ellere sahipti.
15 saat koşturmak kadına vız geliyordu.
Etraf bu şekilde koşuşturan, ev ile iş arası çift vardiya çalışan kadınla doluydu.

 
Zaman geçiyordu. Çalışan kadın 35 ine yaklaşıyordu.
Biyolojik saati  "bebek, bebek"  diye uyarı vermeye başladı.

Evet çalışan kadın hemen çığlıklar atmaya başladı "Bebek de yaparım kariyer de" diye...
Çalışan kadınlar hemen sosyetik kadın doğumcuların randevularını doldurdular.

Çalışan kadınlar ajandalarına ve islerinin temposuna uygun zamanı seçip hemen mikro enjeksiyonla bebek yapmaya başladılar.

1-2 ay sonra güzel haberler sırayla gelmeye başladı.  Çalışan kadınlar hamileydiler.

Çalışan kadın hem hamile, hem güzel olmak istedi.

Hemen diyetisyenlere koşulup, özel hamile diyetleri alındı, bol bol kivi yenmeye başlandı.

Eskisi gibi tatlı, turşu, börek, Erik aşerilmiyor, karpuz, kivi ve mango isteniyordu gecenin bir yarısı eşlerden.

Çalışan kadın çocuğunu eski usul büyütmeyecekti.

Hemen onlarca hamilelik, bebek büyütme kitapları alındı, bir çok internet sitesine üye olundu, Yoga ve Anne-baba kurslarına yazılındı.

Çalışan hamile kadın artık gün gün takip ediyordu bebeğinin gelişimini.

Bugün 43. gün, bebeğim üzüm tanesi gibi... 59. gün, parmakları oluştu... 89. gün, bugün ilk defa hıçkırdı... 210 uncu günden sonra artık bebeğin matematik zekasının artması için Mozart dinletilecek....

Sonunda mutlu gün geldi.
Çalışan kadın artık anneydi.
3-4 aylık izinden sonra çalışan kadın öldürücü diyetlerle zayıflayarak incecik bir şekilde işbaşı yapmıştı.

Artık başarılı bir yönetici, iyi bir eş ve Anne olarak 24 saat çalışıyordu.
Bebek büyüdükçe, sosyalleşmesi için çalışan kadın cumartesilerini çocuğuna ayırdı.
Artık tüm anneler topluca etkinliklere katılmaya başladılar. Yaş günü partileri,  tiyatrolar, piyano dersleri, basketbol, tenis ve yüzme kurslarının biri bitiyor, diğeri başlıyordu.

 
Çalışan kadına bu da yetmedi. Artık hem çalışıyor, hem iyi bir eş olmaya gayret ediyor hem de annelik yapıyordu.
Çalışan Kadın çıtayı bir kez daha yükseltti.
O artık evinde katkısız, sağlıklı ekmekler, reçeller yapmalı, organik gıdalarla, vitamini bol sebze yemekleri hazırlamalı, çocuğuna ve eşine özel günlerde pastalar yapabilmeli, bu pastaları çok güzel süsleyebilmeliydi.

Bütün çalışan kadınlar yemek yapma kurslarına koşmaya başladılar.

Evlerine ekmek yapma makinaları aldılar.
Toplantı aralarında birbirlerine yemek tarifleri vermeye başladılar.
"Dün nefis bir çavdarlı ekmek yaptım, istersen tarifini vereyim"
"Ben de hafta sonu harika bir pasta yaptım. Evdekiler bayıldı. Bir akşam gelin de size de yapayım".

Bakalım çalışan kadın bundan sonra çıtasını nereye yükseltecek?

Gelelim erkeğe...
Bu süreç içerisinde çalışan erkek ise çıtasını hiç yükseltmedi.
80'lerde, 90'larda ve 2000'lerde hep TV izliyor, bir şeyler içiyor ve maça gidiyordu...".
Yorum sizin:)))


Alışveriş Çılgınlığı - Efsane Cuma'nın Ardından

YAZAR : Perşembe, Kasım 29, 2018

black friday ile ilgili görsel sonucu
  
  Bu sabah işe gelip bilgisayarımı açtığımda Başak Kablan'ın yeni videosunun bildirisini gördüm ve hemen açtım. Daha öncede bahsetmiştim onu çok seviyorum. Tarzını, seçtiği konuları ve dolu dolu şeyler anlattığı için bir şeyler öğrenmeyi seviyorum. Bugün izlediğim videosunda bir hikaye anlattı . Kapitalizmi en iyi anlatan hikaye dedi hikayeye başlarken . Hikaye şöyle; "Biz izci kampında izci kampının oymak beyi izci çocuklardan birini yanına çağırır ve der ki :" Ray bugün iyi bir şey olarak ne yaptın?" Ray de; "Hanry , Walter ve ben yaşlı bir teyzenin karşıdan karşıya geçmesine yardım ettik" . "Çok güzel, fakat neden bunu 3 kişi yaptınız ki?" Ray ; "çünkü yaşlı teyze karşıdan karşıya geçmek istemiyordu".   Kapitalist sistem tam olarak bunu yapar, senden izin almadan, sana sormadan seni karşıdan karşıya geçirir. Ve sen geçtikten sonra ne olduğunu fark edersin. Aynı şekilde alışveriş yapıp yapıp eve gelip "ben bunları niye aldım" dediğin gibi:)" .

black friday ile ilgili görsel sonucu

 Hikayeye ve kapitalist sistemle bağlantı kurmasına bayıldım. Aklıma geçen hafta ki "efsane cuma" geldi. Hemen hemen herkes o gün bir şeyler aldı. İnsanların çok mu ihtiyacı vardı ki? Sanmıyorum. "Herkes alışveriş yapıyor, bu kadar insan yanılıyor olamaz, gerçekten de çok indirim var" düşüncesi insanları çok etkiledi bence. Mesela ben AVM'ye gittiğimde aslında fiyatların aynı olduğunu , abartılı bir indirim olmadığını gördüm ve bir şey almadım. Bir arkadaşım bir hafta önce 65 liraya aldığı pantolonun efsane cuma da fiyatının 150 liraya çıkartılıp sanki indirim yapılmış gibi 90 liraya satıldığını fark ettiğini söyledi. Başka bir yerde de elektronikte aynı şeyin yapıldığını okudum. Ve insanlar çıldırmış gibi alışveriş yaptılar. Bazı markalarda indirim vardı kesinlikle ama efsane olacak bir şey yoktu ortada. 
Aslında artık fark etmeliyiz bu algı oyunlarını. Herkesin bizim paramızın peşinde olduğunu. Kazanmak için sabahın erken saatlerinde kalkıp yollara düştüğümüz, trafikle cebelleşip strese girerek işe ulaştıktan sonra bir sürü iş ve insanla uğraşmak zorunda kaldığımız parayı bizden almak için tüm bunlar. Çocuğumuzdan , sevdiklerimizden hatta kendimizden zaman çalan, hasta bile olsak gitmek zorunda olduğumuz işlerimiz sayesinde kazandığımız para.

black friday ile ilgili görsel sonucu

  Böyle düşününce insanın cimrileşesi geliyor değil mi? Cimrilik değil bu kesinlikle aslında emeğimizin, yaptığımız fedakarlıkların değerini bilmek. Bir süredir para harcamaktan hoşlanmamaya başladım. Cimri oldum yani:)) Ah keşke biraz olabilsem. Ama eskiye oranla para harcarken gerçekten de daha tutumluyum ve düşünüyorum gerçekten ihtiyacım var mı diye. Ve aslında dolaplarımız kıyafet ve ayakkabıyla, ıvır zıvır bir sürü şeyle dolu. İhtiyacımız olan çok az şey var. 
Alışveriş yapma hastalığı psikolojik bir sorun aslında. Neyin yerini doldurmak için alışveriş yaptığımızı kendimize sormamız gerek. 
Sonuç olarak ben diyorum ki; para kazanmak kolay değil ama harcamak çok kolay. Lütfen harcama yaparken o parayı kazanmak için ödediğiniz bedelleri düşünün. Gereksiz bir şey almayın. Hani bir reklam vardı, kadın bahçe makası satın almak için alışveriş sepetine koyarken kocası "hanım bizim bahçemiz yok ki" diyordu ya. Onun gibi yapmayın. Benden söylemesi.

Başak Kablanı'ın bahsettiğim videosunu izlemek isterseniz linki:https://www.youtube.com/watch?v=npiwznk1YLo&feature=push-sd&attr_tag=blMhxjswOHiaK4kJ%3A6


Probiyotik Krem Ne İşe Yarar? Probiyotik Krem Tarifi

YAZAR : Salı, Kasım 27, 2018

Kadın, Portre, Yüz, Cilt, Kalıcı Makyaj

  Bir süredir probiyotik içerikli krem kullanmaya başladım. Başladım ama neden başladım , bir sorun bakalım. "Bu probiyotik te çok ünlü oldu" dedim kendi kendime, artık her şeyde kullanılıyor. Probiyotik yani sağlıklı bakteriler sadece bağırsak florasına faydalı değil, cildimiz için de faydalı. Ben kullanmaya başladıktan sonra fark ettiğim en güzel etkisi sivilce çıkmasına engel olması. Zaman zaman yüzümde sivilce çıkıyordu probiyotikli kremden önce ama kullanmaya başladıktan sonra çıkmak istiyor ama çıkamıyor:))) , sivilce çıkmaya yelteniyor ama vazgeçiyor. Ayrıca cildimi nemli tuttuğunu hissediyorum.
 
Probiyotiklerin Cilt İçin Faydaları:
Probiyotikler cildi kötü organizmalardan koruyor ve antimikrobiyal peptidler adındaki doğal antibiyotikleri üretiyor ki bu enzimler cildin kötü bakterilerle savaşmasını sağlıyor. Ciltteki iltihaplanmayı azaltarak cildin erken yaşlanma belirtilerini engelliyor.
Probiyotikli nemlendiriciler her cilt tipine uygun ama özellikle kronik kızarıklıktan şikayet eden ciltler için ideal. Dış etkenler sonucu yüzümüze gelen mikroplara karşı koruyucu duvar oluşturuyor. Sivilce ve egzama gibi cilt sorunlarıyla savaşıyor. Ayrıca probiyotikler yoğun nem sağlıyor ve nemin ciltte daha uzun süre kalmasını sağlıyor.

Yani nemli,  sivilcesiz ve sağlıkla ışıldayan bir cilt için probiyotikli krem gerekli. Ben şimdiye kadar hep satın aldım ama probiyotikli kremi evde doğal bir şekilde de yapabilirsiniz.
 

Probiyotikli Krem Yapımı

Malzemeler:

60 gr Hindistan Cevizi Yağı
50 gr Kakao Yağı
10 gr Balmumu
60 gr Biberiye Yağı
Probiyotik Şase ve ya Probiyotik Maya Bakterisi
Tercihe bağlı esansiyel yağ(koku vermesi için)

Yapılışı:

Biberiye yağı, esansiyel yağ ve probiyotik hariç diğer malzemeyi temiz bir cam kapta mikrodalga da eritin. Benmari usulü de olabilir. Eriyen yağ karışımına biberiye yağını da ekleyerek  yağlar soğuduktan  sonra Probiyotik Mayayı ilave edin. Probiyotikler sıcağa dayanıklı olmadığı için soğuduktan sonra ilave etmek önemli.  Son olarak esansiyel yağı ekleyip krem kutusuna koyup kullanabilirsiniz.




Blogger tarafından desteklenmektedir.