Babalar Günü- Prenses Kadınlar - Reha Muhtar

YAZAR : Pazartesi, Haziran 17, 2019
Nostaljik pazartesi yapmamıştım uzun zamandır. Babalar günü'ne istinaden aşağıdaki yazımı paylaşayım o halde.

Uzun zamandır devam eden bir "kahvaltı günü"m var. Uzun yıllar dost olduğum, artık birbirimizi iyi tanıdığımız ve yanlarında rahat olduğum dostlar. Onlarla sohbet hep çok hoş olmuştur. Pazar günü yine onlarla günüm vardı. O kadar doyamadık ki muhabbete öğleden sonra hepimizin işleri olmasına rağmen epey oturduk, ayrılamadık:)
Grupta ki arkadaşlardan 2 tanesi babasınUzun yıllardır devam eden bir "kahvaltı-brunch günü"m var. Uzun yıllar dost olduğum, artık birbirimizi iyi tanıdığımız ve yanlarında rahat olduğum dostlar. Onlarla sohbet hep çok hoş olmuştur. Pazar günü yine onlarla günüm vardı. O kadar doyamadık ki muhabbete öğleden sonra hepimizin işleri olmasına rağmen epey oturduk, ayrılamadık:)
Grupta ki arkadaşlardan 2 tanesi babasını erken yaşta kaybetmişler. Onlar bize "siz prenses kadınsınız, babasının prensesi kadınlardansınız" dediler. "O ne ki" dedik biz de "öyle bir tanımlama mı var" . "Var tabi " dediler ve bana Reha Muhtar'ın "Babası Olmayan Kadınlar" ve "Prenses Kadınlar" yazısını okumamı söylediler. Ben bugün "Prenses Kadınlar"ı paylaşıyorum sizinle. Yarın da diğerini paylaşacağım.Yazıya çok katılmasam da doğruluk payı yok değilı erken yaşta kaybetmişler. Onlar bize "siz prenses kadınsınız, babasının prensesi kadınlardansınız" dediler. "O ne ki" dedik biz de "öyle bir tanımlama mı var" . "Var tabi " dediler ve bana Reha Muhtar'ın "Babası Olmayan Kadınlar" ve "Prenses Kadınlar" yazısını okumamı söylediler. Ben bugün "Prenses Kadınlar"ı paylaşıyorum sizinle. Yarın da diğerini paylaşacağım.Yazıya çok katılmasam da doğruluk payı yok değil


Prenses kadınlar...

“Prenses Kadınlar, bir Prensese nasıl davranılması gerektiğini erkeğe gösteren kadınlardır...”

Bunu söyleyen kadın, bunu söylerken kendisinin de aslında bir prenses olduğunu söylemektedir...

Aslında her kadın biraz prenses kadındır...

Sadece bazıları az, bazıları çok prenses kadınlardır...

Oysa hepsi her durumda bir parça prenses kadın olmayı arzular...

Hepsinin çocukluk günlerinde onlara “prensesim” ya da “kraliçem” diyen ya da prenses ve kraliçe gibi davranan babaları vardır...

Kadınlar ilk prenseslik derslerini babalarından alırlar...

***


Kadın hayatları, çocukluk yıllarında babadan aldığı prenseslik derslerine göre şekillenirler...

Kadınlar erkeklere istediklerini yapma egzersizlerini ilk olarak baba üzerinde denerler...

Alttan girip üsten çıkma, gerekirse ağlama, çokça nazlanma, arada bir kucağa oturup zıplama, tatlı dil, güler yüz, gerekirse küs...

Kadın hayatları bu yöntemleri baba üzerinde deneyerek gelişir, serpilir...

Gençlik yıllarında kendilerinden çok daha banal ve yüzeyde buldukları erkekler üzerinde denenerek oturtulur...

Kadınların gençlik hayatlarından, sille yememiş erkek bulunmaz...

Öyle veya böyle her erkek, bir kadın sillesi yemeden hayata atılmaz...

Akıllı olanları bu silleden ders çıkaranlarıdır...

Akılsızlar, hayat boyu sille yemeyi alışkanlık yapanlardır..

Alışkanlık bozuldukça arananlardır...

Arandıkça bulanlardır...

***


Kadınların genç kızlık silleleri profesyoneldir...

Baba üzerinde denenmiş, doğruluğu kanıtlanmış, geçerliliği garantilenmiş yöntemler, çocuk yaştaki erkekleri oyuncak gibi oynatmak için yeterlidir...

Baba üzerinde kazanılmış büyük başarı, çocuk yaştaki yaşıt erkeklerle pekiştirilip, prenses kadınlığa geçiş tamamlanır...

Genç kız eğer güzelse üstelik babası tarafından prensesler gibi sevilirse, ortada sorun kalmayacaktır... 

Prenses kadın büyüyecektir...

Erkek hayatları alaboralara yönelecektir... Kadın prensesliklerinin sonu ve sınırı yoktur...

Ne kadar verilirse daha fazlası istenecektir...

Babanın müthiş sevgisi karşıdaki erkekte aranacaktır...

Her halükarda bir dediğinin iki edilmemesi erkekten istenecektir...

Bulunmadığında üzülünecektir...

***


Babasından çok sevgi gören kadınlar sevgiye doymazlar...

Babalarından çok sevgi gören kadınlar, aynı sevgiyi erkekten isterler...

Bulamazlarsa hayal kırıklığı yaşarlar...

Adamı hemen bırakıp yeni hayata yelken açarlar...

Bir erkek en az babası kadar iyi değilse, kadını mutlu edemez...

Ondaki arayışlara son veremez...

Biraz olsun kendini huzurlu hissedemez...

Babadan daha hanzo erkekler, kadın karşısında yıkılırlar...

Hırt yerine konurlar...

Adamdan sayılmadığı gibi insandan da sayılmazlar...

Daha çok alternatifsizlikler arasında damızlık niyetine kullanılırlar...

Kadının çocuk duygusunu giderecek şifa olma duygusuyla yetinirler...

***


Prenses kadınlar daha çocukluklarından prenses olmaya başlarlar...

Önce babanın prensesi olur, sonra yaşıtı erkeklerin prensesi olarak devam ederler...

İyi şeylerin hepsini birden isterler...

Asla yetinmezler...

Bir erkeğe bir prenses kadına nasıl davranacağını dikte ettirirler...

Aslında hep içten içe ürkerler...

Bir gün gelip prensesliğin biteceğinden gizli gizli ürperirler... 

Bilirler ki prensesleri prenses hissettiren esasen erkektir...

Erkek olmazsa prenseslik beyhude olabilecektir... Yalnız geçirilen bir prenseslik mümkün görünse bile, bu prenseslik sadece aynaları mutlu edebilecektir...

(Mina’ya Mektuplar kitabından)

*****


RUHUMDAKİ BABA, İÇİMDEKİ SEVGİLİYE HADDİNİ BİLDİRİYOR... “BEN”, “BANA KARŞI”YIM...

İtiraf ediyorum...

Mina’ya Mektuplar kitabından aldığım Prenses Kadınlar yazısını, bir Prenses Kızın babası olduğumu hissederek değil, Prenses Kadınlar’ın zaman zaman erkeği olduğumu hissederek yazdım...

Fena halde Prenses Kadınlar’ın babalarının aleyhine yönelik bir subjektivizmin batağındaydım!..

Prenses Kadınlar’ın zaman içinde üzerimde yarattıkları sinsi psikoloji, analizin ruhunda karşıt bir esans oluşturmuştu...

Prenses Kadınlar’ı yetiştiren babaları içimin derinliklerinde pek “hayırla yad etmeyen” bir erkek sevgilinin dipsiz nevrozlarındaydım...

***


İtiraf ediyorum ki o yazıyı yazdığım 2005’lerden bu yana Ayşe Nazlı büyüdü...

Mina gelince; üç yaşına bastığı gün, “Prenses Kadın olmaya namzet bir ‘afet’in halet-i ruhiyesini” çoktan benimsemişti bile... 

Kendi Prenses Kız’larıma baktığım nokta-i nazariyeden, durum istikbaldeki meçhul sevgililere yönelik vahim bir tablo içermiyordu...

Bunu gördükten sonra karar verdim;

İnsan subjektivizmi sınır tanımıyor...

Baba subjektivizmi erkek subjektivizmini fersah fersah geride bırakıyor...

***


Şimdi baktığımda “Prenses Kadınlar” yazısını yazan “ben”e, şimdiki “ben”im burun kıvırıyor...

“Elbette öyle olacaktı” diyor “Ne olmalarını bekliyordun ki Prenses Kadınlar’ın?..” türü bir “had bildirme” psikozunun içinde buluyorum kendimi...

Hayret!..

“Ben”, “bana” karşıyım...

İçimdeki “Prenses Kızlar’ın babası”, ruhumdaki “Prenses Kadınlar”ın sevgilisine karşı...

Ruhumdaki baba, içimdeki sevgiliye haddini bildiriyor...

Şu anda “Beni bırakma baba” diyen kızımın, ruh halindeki oyuncu karakter varlığımı esir almış durumda...

İstikbaldeki meçhul sevgililerin “Prenses Kız”larımın isteklerini karşılamaması ahvalinde, kendilerine hızla yol verilmesinin zaruretine inanmaktayım... 

Bir babayla bir sevgili arasında vukuu bulan insan subjektivizminin vahşi ve uzlaşmaz çelişkisinden ürpermekteyim içten içe...
                                                                                       REHA MUHTAR

İyi Hissetmek

YAZAR : Perşembe, Haziran 13, 2019
mutluluk karikatür ile ilgili görsel sonucu


Günümüzde "iyi görünmek, iyi hissetmek" kavramı oldukça popüler. Hepimiz iyi görünmek, iyi hissetmek istiyoruz. Bunun için zayıflama programları, beslenme önerileri, spor tavsiyeleri vb.... her ne varsa büyük bir merak ve ilgiyle takip ediyoruz. Neredeyse "iyi görünüyorum, iyi hissediyorum, öyleyse varım" durumundayız.

mutluluk karikatür ile ilgili görsel sonucu

Bunun nesi kötü diyebilirsiniz. Kötü değil kesinlikle. Sadece her şeyde olduğu gibi bunun abartılması da olumsuz sonuçlar doğuruyor. Mesela sadece dış görünüşüne önem veren insanlar artıyor. Oysa ki insan fiziksel, ruhsal ve zihinsel bir bütün. Sadece fiziksel yönü arttırmak için uğraşmak diğerlerini ihmal etmemize sebep olabiliyor. Keyif almadığı hiç bir şeyi yapmak istemeyen insanlar da başka bir boyut. Hiç zora gelemeyen , hiç sıkıntı çekmek istemeyen insan sayısı hiçte az değil. Zevk ve keyif odaklı yaşamaya "hedonizm" deniyor.  Oysa ki hayat düz bir çizgi değil, inişler, çıkışlar var.  Hatta inişler olduğu için çıkışlar kıymetli. Her şey zıddıyla var oluyor.

 mutluluk karikatür ile ilgili görsel sonucu

Diyelim ki çok zayıf, çok güzel ve hep keyif peşinde koşturan bir insan gerçekten mutlu olabiliyor mu?

Dünyaca ünlü ruh doktoru Freud'a mutluluğun formülünü sormuşlar. Her zaman fit ve güzel görünün, hep keyif peşinde koşun mu demiş?:)))) Dememiş:))) 3 madde sıralamış mutlu bir hayat için.

1. Çalışmak: Çalışmak, üretmek, bir işe yaradığını hissetmek duygusu mutluluk için olmazsa olmaz, demiş.

2. Sevmek: Sevmemek için sebepler aramak yerine sevmek için sebepler aramak. Sevgi duygusunu arttırmak.

3. Gülmek: Mizah. Hayata eğlenceli bakmak. Kahkaha atmak.

Montaigne Denemeler kitabında; Dünya da en çok canı sıkılan kişilerin krallar olduğunu, çünkü bir amaçları olmadığını ve istedikleri her şeyi yapabildikleri için çok mutsuz olduklarını söylüyor. 

Yani hiç bir iş yapmamak , sadece keyif peşinde koşmak insanı mutlu etmiyor. İnsan bir bütün, fiziksel,ruhsal ve zihinsel açıdan doyuma ulaşması gerekiyor. Sadece birine odaklanmak eksik kalıyor.



Blogger tarafından desteklenmektedir.